Her insan, farkında olsun ya da olmasın, kendi hikâyesinin başrolündedir. Kimi hikâyeler sessiz yazılır, kimi ise fırtınalarla… Hayatın zorlu basamaklarında yürürken, insan bazen emin adımlar atar, bazen de düşe kalka ilerler. Ama hedef güçlü olmaksa, insan dik durmak zorundadır. Çünkü gelecek hep yarındadır; umutlar ise çoğu zaman dünde kalır.
Çok okuduk, çok yazdık… Hayaller kurduk, hayallerimiz dağıldı. Kimi zaman sessizce, kimi zaman gürültülü şekilde. Ama kimse bilmez; insanın en büyük savaşları, en çok sustuğu zamanlarda yaşanır. “Sil baştan” demek kolaydır, peki hayatın tekrarı var mıdır? İşte asıl soru budur.
Feleğin çarkında dönerken bir yapboz parçasına dönüşür insan. Nereye ait olduğunu bilmeden, kimseye “uzak durun” diyemeden… Kaybettiğini sanır ama aslında kaybetmez. Çünkü her kayıp, bir ders; her yara, bir izdir. İsmi lazım değil düşmanlar vardır hayatta. Ama insan, en çok kendisiyle savaşır. Yine de kin tutmaz, dargın olmaz; çünkü yük olur öfke, yorar.
Yıllar zorlu bir savaşla geçer. Düşülen yerden kalkmayı kimse öğretmez, insan bunu kendi kendine öğrenir. Ve bir yerden sonra konuşmamayı seçer. Yorulduğu için… Duymayanlara sesini harcamaz, sağır olana dilsiz olur. Bu bir kaçış değil, bir geri çekiliştir. Güç toplamak için.
Sonra herkesin sormaya cesaret edemediği o soru gelir:
“Ben niye böyle oldum?”
Cevapsız sorularla dolu bir zihin, insanı kendi yoluna sürükler. Kalabalıklar içinde yalnız, kendi içinde gurbet olur insan. Ve bir gün, arkasına bakmadan yola koyulur. Çünkü bazen gitmek, kalmaktan daha cesurcadır.
Bu bir insanın hikâyesi değil sadece… Bu, hepimizin hikâyesi.
Yorumlar
Kalan Karakter: