Bir söz vardır; kalpte yara açar.
Bir söz de vardır; aynı kalbe şifa olur.
İnsan bazen yaşar, yıkıla yıkıla…
Sonra en dibe vurduğu yerden, kendi küllerinden kalkar ayağa.
Hayat böyle bir şey işte.
İnsanı önce umutla besler, sonra o umudu elinden sessizce alır.
“Belki bu da geçer” der insan.
Geçer sanır…
Geçmeyen zaman değil, içimizde birikenlerdir aslında.
Geçmişe dönüp hayal kurarız.
Maziyi güzel hatırlamak isteriz.
Ama fark etmeden anlarız ki, hayat eskiyi çoktan çalmıştır.
Yeni yaşadıklarımız ise geleceğe tutsaktır;
Ne bugünündür, ne de tam olarak yarının.
İnsan kendine hep aynı soruyu sorar:
“Bu nasıl bir dünya böyle, nereye dönüyor?”
Cevap yoktur.
Sadece yorgunluk vardır.
Kalbin, bazen gerçekten duracakmış gibi hissettiren bir ağırlığı…
Bugün şiirlerime veda ettim.
Çünkü bazı duygular artık kelimeye sığmaz.
Yaşadıklarım başa bela değil, ruha sınav oldu.
Bir canım kaldı, o da olsun feda;
Ama belkilere değil.
Ben belkilerden kaçıyorum artık.
“Belki düzelir”, “belki anlar”, “belki gelir” demekten…
Neydi gerçek olan, neydi yalan?
Belki de tek gerçek, bir anlık tebessümdü.
Ama ne garip ki, bu dünyada
Gülüşlere bile ağır cezalar yazılmış.
Vazgeçtim.
Gözü aydın olsun;
Beni yaşarken öldürenlere…
Şimdi ben yokum.
Dünya sizin olsun.
Gürültüsüyle, vefasızlığıyla, yarım kalan sözleriyle…
Olur da bir gün “belki” diye gelmek isterlerse,
Bu da benim vasiyetim olsun:
Gelmesin kimseler.
Çünkü kıymet yaşarken verilir.
Değer, insan nefes alıyorken anlaşılır.
Şimdi burası sözün bittiği yer.
Ve belki de, insanın kendini ilk kez gerçekten duyduğu nokta…
Yorumlar
Kalan Karakter: