Türkiye’yi, özellikle sosyal ve kültürel manada yöneten, evirip çeviren, rol model olan, para, mal, mülk ve makam sahibi olan elit kesimine yönelik bahis, uyuşturucu, yolsuzluk, kumar ve fuhuş operasyonları ardı sıra devam ettiğini okuyoruz / duyuyoruz. Şimdilik bu operasyonların nerede duracağını kestirmemiz, daha kimlere sirayet edeceğini bilmemiz mümkün değildir. Çünkü operasyonların biri bitmeden diğeri başlıyor. Kimi rol model tutuklanıyor, kimi rol model de ev hapsi verilerek yurt dışına çıkmasına yasak konuluyor.
Sıradan, sıradanlaşmış insanlardan bahsetmiyorum. Toplumun önünde yer alan, toplumun büyük bir kesimi sevk ve idare eden bir gurup insandan bahsediyorum. Toplumun gidişatı açısından bu durumun hayra alamet olduğunu söylemek mümkün değildir. Bir toplum ancak bu kadar sapıtabilir, ancak bu kadar yoldan çıkabilir.
Mutlaka sizin de dikkatleriniz çekmiştir. Bu suçlardan gözaltına alınan şahısların gözaltına alınmadan önce, ne yazık ki “Medya Dini” vasıtasıyla ihtişamlı bir yaşama, alkışlanacak bir ahlaka, özenecek bir hayata sahip olduklarını, ulaşılması güç bir konumda bulunduklarını empoze ediyorlardı toplumun beynine. Maalesef, toplum daha önceleri uyuşturucu ve fuhuş bataklığında deprenen bu insanları çok iyi birer insan olarak tanıyordu. Her gün alkışlamakla da kalmıyor adım adım takip ediyordu.
Gelinen noktada toplumun beyni “Medya Dini” vasıtasıyla iğfal edildiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Beyni iğfal edilmiş bir toplumda yaşayan insanlarda ne din kalır ne iman kalır ne de ahlak.
Rol model olan bu insanlar maalesef her türlü suça bulaşmışlar. Her türlü günahı ve haramı masum görmüşler ve olabildiğince de içinde yüzmüşler. Gerçi söz konusu bu şahısların mahkemeleri hala devam ediyor. O yüzden bireysel olarak bu şahısları suçlu göstermemiz doğru olmayacaktır. Ancak yapılan tetkiklerde uyuşturucu kullandıkları, yapılan itiraflarda fuhuş işledikleri, tespit edilen belgelerde kumar oynadıkları tespit edildiğini de söyleyebiliriz.
Rol model olan bu şahıslara yönelik yapılan yargılamalara farklı kesimlerden farklı operasyonlar da çekilmiyor değildir. Her olayda olduğu gibi bu olaylarda da evvela albenili ve şatafatlı bir yalan uydurulduğunu görüyoruz. Sonra bu albenili ve şatafatlı yalan üzerinden örümcek ağına benzer bir felsefeyi geliştirdiklerine de şahit oluyoruz. Daha sonra ilgili veya ilgisiz “Müslümanım” diyen insanları bu felsefe üzerinden suçlu göstermeye çalışıyorlar. En sonunda da yeryüzünde “Müslümanım” diyen her kim varsa “Suçlusun” diyerek etiketliyorlar, saldırıyorlar.
Toplumun önünde rol model olan insanlara yönelik yapılan her girişimi diskalifiye etmek üzere sergiledikleri yaklaşımlar maalesef bu. Bu operasyonun asıl amacının kirli insanları temize çıkarmaya yönelik olduğunu söylemek zor olmasa gerek. Günümüzün meşhur modası, yalan üzere kurgulanmış, yeşil ile kaplanmış, altından ırmakların akan masal; maalesef bu...
İman; kendisini en zor virajlarda belli ettirdiğini hepimiz çok iyi biliriz. Hangi noktada bulunursan bulun, nereye yönelirsen yönel sana çıkış yolunu gösteren ana unsurun sahip olduğun iman olduğunu biliyorsun. Sahip olduğun iman, sana asa olur, düşmeni engeller. İman varsa doğru yoldasın, iman yoksa ne yaparsan yap, kim olursan ol; yanlışın içinde, girdabın dibindesin.
Çünkü din; insanın önceliklerini, değer verdiklerini, vaz geçmeyeceklerini, yapmayacaklarını, gitmeleri yasak olan noktaları özellikle belirler. Öne aldığı, olmazsa olmaz dediği, değer verdiği, yapmaktan vazgeçmediği şeyler kişinin sahip olduğu dinin tâ kendisidir. Felsefesini yalan üzere kurgulayan, örümcek ağıyla da ören insanların dini üfürükten teyyare olmaktan kurtulmayacaktır.
Toplumun hemen her kesiminde büyük bir huzursuzluk, büyük bir kıpırdanma ve büyük bir uğuldama gözlemlediğimi söylemek durumundayım.
Beşer mutsuz, beşer umutsuz ve beşer huzursuz… Beşerin içinde kavurulacağı kendisine ait bir yağı yok şimdilerde.
İnsanların yüzyıldır batı ve beşeri medeniyetinin sunumlarıyla ayakta kaldığını söyleyebiliriz. Kara göründü artık. Batı medeniyetinin sunumuyla gelen huzur, saadet, mutluluk ve adalet ancak bu kadar olacaktır. İnsanlarımız bunu gördü ve iliklerine kadar da yaşayarak şahit oldu.
Bu çalkantıdan çıkacak, insanlara huzur ve mutluluk getirecek gür ses inşaAllah İslam’ın sesi olacaktır. Allah’ın ip’i hiçbir ipe benzemez. Kopmaz ve yarı yolda bırakmaz. Hep beraber bekleyip göreceğiz.
Müslümanlar İslam’a göre davrandıkları müddetçe güçlüdürler, kuvvetlidirler ve Sırat-ı Müstakim üzeredirler.
Sırtını Allah’a dayanan, emir ve direktiflerini sadece ve sadece O’ndan alan bir insan yenilgi yüzü görür mü hiç? Mahzun olur mu bu serüvende? Şahsen hiçbir gücün, hiçbir kuvvetin hakiki manada Müslümanım diyen insanların karşısında direnebileceğine, diklenebileceğine ve varlığını sürdürebileceğine inanmıyorum. Tüm bu söylediklerimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’i kendisine “Usve-i Hasene” olarak belleyen insanlar için geçerli olduğunu da anti parantez vurgulamak zorundayım.
Ancak Müslümanlar son bir asırdır imamesi olmayan tespih tanesi gibi epey dağıldılar. Hz. Muhammed (s.a.v.)’i “Usve-i Hasene” olmaktan çıkardılar. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yerine rol model olarak kimi insanı kabul ettiklerinden bu yana da perişan oldular, huzur ve mutluluk bulmadılar.
Rol model olan insanların hali pür melalini her gün izliyoruz. Bu rol modellerin bulaşmadıkları pislik, saplanmadıkları günah neredeyse kalmamış gibi. Çünkü bu insanlar emir ve direktiflerini Allah’tan almıyorlar. Toplumu sevk ve idare eden bu kesimin durduğu yerin olması gereken yer olmadığına hepimiz bizzat şahitlik ediyoruz.
Unutmayalım ki! Bu yolculuğun sonunda ölüm var, ahiret var, hesap kitap var, cennet ve cehennem var. Gizli de kalsa açıklanacak da olsa, şahitler de bulunsa yapılan her işin hesabı günün birinde sorulacaktır. Buna inanıyoruz, bunu bu şekilde kabul ediyoruz. Bizim için plan ve projeler, söylem ve eylemler, dost ve düşman, okunan kitaplar, yazılan yazılar, belletilen edebi kurallar, gösterilen diziler, karar kılınan yerler ve hedeflenen noktalar son derece önemlidir.
Nerede duruyoruz, adımlarımızı nereye doğru atıyoruz?
Hayatımıza dokunan, hesap kitap açısından gerekli olan her noktayı yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini bir kez daha vurgulamak durumundayım. Fırsat elimizde. Tevbe ederek yanlışlarımızdan, haksızlıklarımızdan, hatalarımızdan, günahlarımızdan ve kusurlarımızdan vazgeçebiliriz. İstersek, her türlü pisliğin ve günahın içinde kıyamet gününe kadar da debelenip durabiliriz.
Yorumlar
Kalan Karakter: