Said Nursi vefatının 58. yıl dönümünde anılıyor

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Said Nursi vefatının 58. yıl dönümünde anılıyor
Said Nursi vefatının 58. yıl dönümünde anılıyor... Çağını aşan alim olarak bilinen Bediüzzaman Said Nursi'nin vefatının 58. Yıldönümünde...

AK Parti Isparta Milletvekili Said Yüce, vefatının 58. Yıldönümünde Bediüzzaman Said Nursi'yi anlattı. Said Nursi'nin tavizsiz ve örnek mücadelesine vurgu yapan Said Yüce "Bediüzzaman hayatta iken Demokrat Parti'yi, bugün de talebeleri AK Parti'yi desteklemişlerdir." diyor.

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ 1878'DE DOĞDU

Bediüzzaman Said Nursi 1878'de, Bitlis'in Hizan ilçesinin Nurs köyünde, yedi çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasının adı Mirza, annesinin adı ise Nuriye'dir. Küçük yaşından itibaren ilme merak salan Said, ilk eğitimini, ağabeyi Abdullah'dan aldı. Henüz çok küçükken eşya ve hadiseleri sorgulamaya başlayan Said, dokuz yaşından itibaren çıktığı ilim yolculuğunda birçok ilim merkezi medreselere uğradı.

Bitlis'e giden Bediüzzaman'ın i farklı kişiliği, Bitlis Valisi Ömer Paşa'nın dikkatini çekti. Vilâyet konağında çalışmalarını devam ettirebilmesi için bir oda tahsis etti. Doğu ve Batı klasikleriyle beraber, fen bilimlerine aid kitapları da içinde bulunduran konağın büyük kütüphanesi, Bediüzzaman'ın fen bilimlerine ait en son bilgilere ulaşması için bir zemin oluşturdu. Bitlis'ten sonra Van Valisi Hasan Paşa'nın daveti üzerine Van'a gitti. Henüz yirmi yaşlarında olan Nursi bu tarihten itibaren yaklaşık on sene kadar Van'da ikâmet etti. Bediüzzaman Van hayatında, İslam aleminin geri kalma nedenleri ve kurtuluş reçeteleri konusuna odaklaşarak; bütün problemlerin cehâletten, fakirlikten ve ihtilaftan kaynaklandığını ve bunun için de eğitim alanında önemli ve yeni adımların atılması gerekliliğini şiddetle vurguladı. Said Nursi'nin esas hedefi, aynı metodun uygulanacağı bir üniversiteyi Doğu Anadolu'da kurmaktı. Bu üniversitede din ilimleri ile fen ilimleri Arabça, Türkçe ve Kürtçe olarak birlikte öğretilecekti.

İSTANBUL'A İLK SEYAHAT

Tâhir Paşa, Bediüzzaman için Sultan II. Abdülhamid'e "İlim, güzel ahlak ve şefkatle korunmaya layık" diyerek mektup yazdı. Bediüzzaman, öteden beri hayâlini kurduğu "Medresetü'z-Zehrâ" projesinin artık gerçekleşmesi için resmi makamların yardımını temin etmek üzere Kasım 1907' de, Tâhir Paşa ile de konuşarak henüz otuz yaşlarında iken İstanbul'a geldi.

Tâhir Paşa, İkinci Abdülhamit'e ulaştırılmak üzere, "Kürd üleması içinde gerek ahlak-ı hasenece gerek Zat-ı Hazret-i Hilafetpenahiye sadakat ve ubudiyetçe en ziyade şayan-ı atıfet bir zât-ı diyânetşiâr" diyerek Bediüzzaman'ın şöhretini içeren bir mektubu da onunla gönderdi. İstanbul gazetelerinde cehâletin ortadan kaldırılması şeklinde ikazlarda bulunan Bediüzzaman; Sultan II. Abdülhamid'e hitâben de "yaraları tedâvi etmek maksadında bulunan Halife-i Peygamberi, şefkatli padişah, veli padişah" gibi ifâdeler kullanmıştır.

31 MART OLAYI VE BEDİÜZZAMAN

Meşrutiyetin ilanı ile birlikte İstanbul'un her tarafında bir kargaşa dönemi başlamış, bu sosyal çalkantıları durdurmak ve insanları inandırıcı bir uslupla yatıştırmak gerekiyordu.

Meşrutiyet'in başına "meşruiyeti" de ilave ederek, "Meşrutiyet-i meşrua" şeklinde hürriyeti anlatmaya çalışan Bediüzzaman, bir taraftan Misbah, Volkan, Rehber-i Vatan gibi gazete ve dergilere yazı yazarken, diğer yandan da etkili hitabeti ile miting meydanlarında ve konferans salonlarında binlerce insana hitap ederek ortamın yumuşamasına asayişin teminine yardımcı oluyordu. Selanik patlamaya hazır bir bombayı andırıyordu. Bediüzzaman 11 Temmuz'da Sultan Ahmet meydanında yaptığı "Hürriyete Hitap" nutkunu, Selanik meydanında da vererek, tırmanan tehlikenin önünü kesti. Özellikle Şehzadebaşı'ndaki Ferah Tiyatrosu'nda çıkan kavgayı, etkileyici hitabetiyle önledi. 31 Mart olayının ardından Divanı Harbi Örfi'de idam talebiyle yargılandı.

Mahkemede "sen de şeriat istemişin" diyen Hurşit Paşaya "Şeriatın bir hakikatine bin ruhum olsa feda etmeye hazırım. Zira şeriat, sebeb-i seadet ve adalet-i mahz ve fazilettir. Fakat ihtilalcilerin isteyişi gibi değil" demiş. Ve beraat etmiştir. Meşhur "Zalimler için yaşasın cehennem" sözünü de bu mahkemeden çıkarken söylemiştir. İstanbul'dan 1909'da ayrılan Bediüzzaman Karadeniz üzerinden Batum'a ve oradan da Van'a geçer.

1910 tarihine gelindiğinde, Bediüzzaman, Hakkari, Bitlis, Muş, Urfa, Kilis, Diyarbakır'a uğrayarak Şam'a geçer. Şam Emevi Camii'nde yüzden fazla âlimin hazır olduğu, on bin kişiye hitaben verilen bu hutbede; İslam dünyasının içinde bulunduğu olumsuz durumun nedenleri ve bundan kurtulmanın çarelerini okur. Bu hutbe daha sonra "Hutbe-i Şamiye" adı ile kitaplaştırılmıştır.

Bu hutbeden sonra Şam'da fazla kalmayan Nursi, Beyrut'a ve buradan da deniz yoluyla İstanbul'a geçer. Bediüzzaman, 1911 Haziran'ında Rumeli seyahatine çıkan Sultan Reşad'ın kafilesine Şark vilayetlerini temsilen katılır.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE ESARET

1914 yılı yaklaşırken, Bediüzzaman talebelerine sık sık, büyük bir felaketin gelmekte olduğunu hissettiğini söyler. Birinci Dünya Savaşı'nın ilan edilmesi ile birlikte, Said Nursi, yeğeni ve talebesi Molla Habib ile beraber, hemen gönüllü alay vaizi olarak Erzurum cebhesine gönderilir. Kısa bir süre sonra Başkomutan Enver Paşa tarafından milis alayı komutanı unvanı ile resmi olarak görevlendirilir. Talebelerinin büyük çoğunluğu şehit düşen, Gönüllü Alay Komutanı Said Nursi, savaş sırasında büyük başarılara imza atar. Ülkemizi işgale yeltenen Rus ve Ermeni çetelerine karşı kahramanca savaşır, Mart 1916'da yaralanarak Bitlis'te Ruslara esir düşer.

Bitlis'in Rusların eline geçmesi ile birlikte esir düşen Nursi, Tiflis'te tedavi edildikten sonra Sibirya Kosturma'daki esir kampına götürülür. İki sene kadar burada esir kalan Bediüzzaman'a Osmanlı Genel Kurmayı Kızılay aracılığıyla para yardımı gönderir. Rusya'daki 1917 sonrası rejim kargaşasından da istifade ederek firar eder. Sen Petersburg 'tan Varşova, Almanya, Viyana ve Sofya üzerinden trenle 1918 Haziranında İstanbul'a ulaşır. Şeyhülislam Musa Kazım Efendi'nin teklifiyle de Sultan Vahdettin tarafından kendisine ilmiye sınıfında "Mahreç" derecesi verilir. Osmanlıdaki bütün resmi ulemanın başı olan "Baş müderristen sonraki rütbe" anlamına gelmektedir. Ayrıca aynı yıl harbiye nezareti kontenjanından "Darü'l-Hikmeti'l-İslamiye" azalığına getirilir. Kendisine haber verilmeksizin üye olarak atanan Bediüzzaman, yorgun ve rahatsız olduğu halde, "Milletime hizmettir" diyerek bu teklifi kabul eder. Bediüzzaman'a Harbiye nezareti tarafından kahramanlık madalyası takdim edilir.

İNGİLİZLERE KARŞI BEDİÜZZAMAN

1919'da Anadolu'da da istiklal mücadelesi başladığında İngilizlerin baskısı sonucunda zamanın Şeyhülislam'ı; Kuvvayı Milliye hareketini bir isyan, Kuvvayı Milliyecileri de asi olarak gösteren bir fetva yayınlar. Bu fetvaya mukabil, karşı bir fetva yayınlayarak cevap veren Bediüzzaman, Milli Mücadele lehinde fetvasıyla, İstiklal mücadelesini cihad, mücadele edenleri de mücahid olarak tanımlar.

 

Kaynak:Sabah

Anahtar Kelimeler:
  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Hilvan'da Koronavirüsüne karşı tedbirler aralıksız sürüyorÖnceki Haber

Hilvan'da Koronavirüsüne karşı tedbirler...

EYYÜBİYE BELEDİYESİ, 65 YAŞ ÜSTÜ VATANDAŞLARIN İHTİYAÇLARINI GİDERMEYİ SÜRDÜRÜYORSonraki Haber

EYYÜBİYE BELEDİYESİ, 65 YAŞ ÜSTÜ VATANDA...

Yorum Yazın

Başka haber bulunmuyor!