Bekir Urfalı eski Urfa’yı yazdı: Sahi bize ne oldu?
Haber
13 Eylül 2021 - Pazartesi 00:01
 
Bekir Urfalı eski Urfa’yı yazdı: Sahi bize ne oldu?
Eski Urfa’yı kaleme alan şair ve yazar Bekir Urfalı, “Sahi bize ne oldu?” diye sorarak eski Urfa’nın halini ve Urfalıların yaşam tarzlarını anlattı. Yazar Urfalı, okuyanları geçmişe götüren yazısıyla eski Urfa’yı yad etti.
KÜLTÜR Haberi
Bekir Urfalı eski Urfa’yı yazdı: Sahi bize ne oldu?

Şanlıurfa Yazar Bekir Urfalı, bu defa memleketini kaleme aldı. Türkiye Yazarlar Birliği (TVB) Üyesi de olan Şair ve Yazar Urfalı, kaleme aldığı yazısında eski Urfa’yı anlattı. “Ateşin Düştüğü Yerden”, “Gül Yarası” ve “Serencam” adlı şiir kitaplarıyla tanınan Urfalı yazar, yazısıyla eski Urfa’yı yad etti. Yazısıyla okuyucuları eski Urfa’ya götüren yazar Urfalı,  yazısıyla özlem duyulan Urfa’yı canlandırdı. Yazar Urfalı, yazısında eski Urfa sokaklarını, insanların yaşam tarzlarını, taziyeleri, düğünleri ve camileri anlattı.

 

Urfa’da sade olan eski günlük hayatta eşyanın az, huzurun bol olduğunu aktaran Urfalı, “Resim albümlerindeki fotoğraflarımız siyah beyazdı velâkin hayat çok renkliydi” dedi.

 

“SAHİ BİZE NE OLDU?”

 

Yazısına “Sahi bize ne oldu?” sorusuyla başlayan Urfalı, üzerine türkü yakılan eski sokaklar, kare parke taşlarıyla döşeli, ince uzun yollar olduğunu söyledi. Eskiden yüksek taş duvarlardan sokağa bakan asma ağaçlarının, narların, pembe-beyaz açan zakkum çiçeklerinin olduğunu ifade eden Urfalı, “Kafesli pencereden bakan utangaç kızlar gibi sokağımıza bakarlardı. Haclı kapı, enikli kapı, tahta kapılarımız vardı. Kapıların önünde binek taşı, köşelerinde soluk taşı, duvarlarında tarihi çeşmeleri olan güzel sokaklarımızdı. Bu daracık sokaktan geçen bir kadın, sokağın diğer başından gelen bir adamı gördüğünde hemen yüzünü duvara döner, hicapla adamın geçmesini beklerdi. Adam kadını görünce karşı duvarın dibinden başı önünde hızlı adımlarla edeple geçip giderdi…” dedi.

 

“EŞYAMIZ AZ, HUZURUMUZ BOLDU”

 

Eskiden evin babası öldüğünde, çadırın orta direğinin göçmüş, evin tadının kaçmış, haneye bir yetimlik çökmüş hale bürünüldüğünü aktaran Urfalı, “Evin büyük oğlu varsa babanın görevini yüklenir, sorumluluk alırdı. Büyük çocuk yoksa anne; babanın ceketini her zamanki yerine asar, ceketin cebinde devamlı para bulundururdu. Çocuklar para istediğinde ‘Babanızın ceketinin cebinden alın’ der, babanın varlığını çocukların yüreğinde taze tutarak evde eksikliğini hissettirmezdi… Eskiden; Günlük hayatımız çok sadeydi. Eşyamız az, huzurumuz boldu. Resim albümlerindeki fotoğraflarımız siyah beyazdı velâkin hayat çok renkliydi. Albümlerdeki fotoğraflara baktığımızda kızlarımızın saçları taralı, uzun saçlılar örgülü, kısa saçlılar da kurdeleli, giyimleri düzgündü. Anneler, hanım hanımcık çocuğunu kucağına almış, yüzünde ciddi ifadesiyle oturuyor. Babalar, gömleklerini son düğmesine kadar kapatmış; ayakta duruyorsa ellerini asker gibi yanlarına bırakmış, oturuyorsa diz çökmüş, elleri dizlerinin üzerinde, resimlerine bakıldığında karşı edep ve saygı içerisinde olurdu…” diye ekledi.

 

“DÜĞÜNLER SERVET FİYATINA OLAN SALONLARDA OLMAZDI”

 

Şimdiki gibi gençlerin dudaklarını maymunlar gibi büzerek çektirdiği, ciddiyetten uzak resimlerin albümlere konulmadığını dile getiren Urfalı, “Eskiden; Düğünlerimiz en mutlu günlerimizdendi. Oğlan evlendirme, kız isteme, nişan merâsimi, aspap arkası, düğün vs. gibi etkinlikler yapılırdı. Düğünlerimiz öyle bir servet fiyatına tutulan düğün salonlarında olmazdı. (Zaten o zamanlar Urfa’da düğün salonu da yoktu.) Mahallede avlusu büyük olan komşumuzun evi; bazen düğün salonu, bazen sünnet şöleni yeri, bazen taziye evi olurdu. Kadın-erkek eğlencesi ayrı yerlerde olurdu. Erkeklerin düğününü kadınlar damlardan izlerdi. Değnek oyununda, ya da hoyrat söylendiğinde kadınlar zılgıt çalarak oyuncuları ve hoyrat okuyanı teşvik ederdi. Kadınlar kendi aralarında eğlenir ya da sazcılar çalar, onlar kadın kadına eğlenirlerdi” ifadelerine yer verdi.

 

“ESKİDEN DOLARLAR HAVADA UÇUŞMAZDI”

 

Şehirde yaşayanların düğününde ince saz çaldığını anlatan Urfalı, “Kadınlarla sazendeler arasına perde gerilirdi. Sazendeler kadınları, kadınlar da onları görmezlerdi. O zamanlar genelde âmâ ermeni mıtırıp (müzisyen) vatandaşlarımız düğünlerde tercih ediliyordu. Şimdi ki gibi herkes bir salona toplanıp maaile kol kola, karşılıklı zıplayıp tepinmez, dolarlar havada uçuşmaz, altına gelin (!) takılmaz, herkes birbiriyle yarışmaz, görgüsüzlüğün zirvesine çıkılmazdı. Üç cuma “gelin göre” yapılır, herkes o gün “hayırlı olsun”a gider, bütçesine göre hediyesini götürürdü… “ dedi.

 

“CAMİLER SEMTLERİN HUZUR KAYNAĞIYDI”

 

Eskiden camilerin bulundukları mahallenin semtin huzur kaynağı olduğunu vurgulayan Urfalı,  “İnsanlar işlerini, vakitlerini minareden yükselen ezan sesine göre ayarlardı. Birisi, biriyle buluşacağı vakit “öğleden önce/ ikindiden sonra” gibi zaman belirlerlerdi. Zaman, okunan ezana göre belirlenirdi. Çocuk, ilk islâmî bilgileri mahalle camii imamından alırdı. Yeni doğan çocuğa isim mi koyulacak? Cami imamından ricâda bulunulurdu. Hasta mı var? Yasîn okusun diye camiden hoca çağrılırdı. Birinin sıkıntısı mı var? Cami imamından faraçlık duası okuması istenirdi. Mahallede ölü mü var? En yakın camiden tabut ve nakış tahtası getirilir, cenazenin yıkanması için hoca hazır bulunur ve cenaze camiye götürülürdü. Sahipsiz bir yaşlı, kimi-kimsesi gidecek yeri yoksa camiye bırakılırdı. Bir sebepten ötürü bakılmayan/istenmeyen çocuk camiye bırakılırdı. İmam efendi onu uygun bir hayır sahibine evlatlık verirdi. Camilerimiz güven limanıydı. Hocalarımız saygındı” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Editör: Urfa Haber Merkezi
Etiketler: Bekir, Urfalı, eski, Urfa’yı, yazdı:, Sahi, bize, ne, oldu?,
Yorumlar
Haber Yazılımı