Metrolife Hastanesi

Ana Sayfa Kültür-Sanat Urfalı Şair Nabi Adına Enstitüsü Kuruluyor

Urfalı Şair Nabi Adına Enstitüsü Kuruluyor

Türkiye Yazarlar Birliği Şanlıurfa Şubesi, Dünyanın da ilk üniversitesi olan Harran Üniversitesi bünyesinde Urfalı Şair Nabi adı ile bir Enstitüsü kurulması için girişim başlattı.

Giriş Tarihi: 1 Kasım 2017 Çarşamba 09:05
Urfalı Şair Nabi Adına Enstitüsü Kuruluyor
TYB Şanlıurfa Şube Başkanı Cuma Ağaç, Yönetim kurulu üyeleri Dr. Mahmut Kaya, Seyid Ahmet Kaya ve Mehmet Sarmış ile birlikte, Harran Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Ramazan Taşaltın ile görüşerek Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (Sellallü aleyhi vesellem) için yazdığı “Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu, Nazargâh-ı ilâhidir Makâm-ı Mustafa’dır bu…” diye başlayan natı ile gönüllere kazınan Urfalı Şair Nabi adına üniversite bünyesinde bir Enstitü kurulması talebinde bulundular.

Türkiye Yazarlar Birliği Şanlıurfa Şubesi olarak, bu büyük şairimizin daha iyi tanınması, eserlerinin anlaşılması ve gelecek nesillere aktarılması için Harran Üniversitesinin bünyesinde bir Şair Nabi Enstitüsü kurulmasının son derecede isabetli olacağına inandıklarını belirten TYB Şanlıurfa Şube Başkanı Cuma Ağaç, “Enstitü kurulması uzun bir süreç olduğundan, öncelikle bu ad altında bir Araştırma Merkezi de kurulmasını, süreç tamamlanınca da Enstitüye dönüştürülmesinin gerekliliğine inanıyoruz ve Harran Üniversitemiz Rektöründen de talep ediyoruz. Bu Enstitüde, Şair Nabi’nin yanı sıra, Şanlıurfa’da yetişen diğer şair ve edebiyatçılarımızın hayatları ve eserleri de araştırılabilir; lisans, yüksek lisans ve doktora çalışmaları yapılabilir. Sempozyum, konferans gibi etkinlikler düzenlenebilir. Yine bu Merkezde/Enstitüde, başta Şair Nabi olmak üzere tarih boyunca Urfa’da doğmuş, Urfa’da yetişmiş ve Urfa’da yaşamış bütün şair ve yazarların hayatları ve eserleriyle ilgili her türlü yazılı ve görsel doküman toplanıp araştırmacıların hizmetine sunmak üzere büyük bir Kütüphane / Müze oluşturulabilir düşüncebindeyiz” dedi.

Şanlıurfa TYB’den Urfalı Şair Nabi adına Enstitüsü kurulması girişimi
Konuyu Harran Üniversitesi Rektörümüz Prof.Dr.Ramazan Taşaltın’la görüştüklerini belirten TYB Şanlıurfa Şube Başkanı Cuma Ağaç, “Öncelikle Sayın Rektörümüze teşekkür ediyoruz. Teklifimizle yakından ilgilendiler, son derecede memnun oldular ve gereceğini yapacaklarını söylediler. Türkiye Yazarlar Birliği Şanlıurfa Şubesi olarak, Üniversite yönetimimizin bu büyük hizmet için gerekli hassasiyeti göstereceğine inanıyoruz. Başta, Bakanımız, Milletvekillerimiz, Büyükşehir Belediye Başkanlığımız ve Valiliğimiz olmak üzere, resmi ve özel bütün kurum ve kuruluşlarımızdan, özellikle de basınımızdan ve yazarlarımızdan maddi / manevi destek bekliyoruz. Biz de TYB olarak her türlü desteği verecek ve konunun ısrarlı takipçisi olacağız” diye konuştu.

Şair Nabi Enstitüsü Hakkında

Şanlıurfa, dünyanın en eski ve önemli yerleşim yerlerinden biridir. Bu uzun tarihi geçmişi boyunca pek çok devlet ve medeniyete merkezlik etmiş, dünya çapında birçok ilim, kültür ve sanat adamı yetiştirmiştir.

Bu isimlerin en önemlilerinden biri de Şair Nabi’dir. 1642’de Urfa’da doğan, 1712’de İstanbul’da vefat eden Divan Edebiyatı Şairi Yusuf Nabi, hikemî tarzda yazdığı çok sayıda eserle devrinin en önemli şairi, bütün edebiyat tarihimizin de en önde gelen şairlerinden biri olmuştur.

1642 senesinde, Şanlıurfa'da doğan Yusuf Nâbi yokluk ve sefalet içinde yaşayarak büyümüş, 24 yaşındayken de İstanbul'a gitmiştir. Burada eğitimine devam eder, şiirleri ile tanınmaya başlar. Paşa vefat edince ise Halep'e gider. İstanbul'da geçirdiği dönemde birçok önemli isimle arkadaşlıkları olmuş, sarayla da bazı ilişkiler kurmuştur. Bunun da etkisiyle, Halep'te geçirdiği yıllarda (yaklaşık 25 yıl) devletin sağladığı imkânlarla rahat bir hayat sürdürmüştür.

Eserlerinin çoğunu Halep'te geçirdiği bu yıllarda kaleme almıştır. Daha sonra arasının da iyi olduğu Halep Valisi Baltacı Mehmet Paşa sadrazam olunca Nâbi'yi yanına aldı. Bu dönemlerde Nâbi Darphane Eminliği, Başmukabelecilik gibi görevlerde bulundu. Ayrıca, bazı kaynaklara göre Nâbi aynı zamanda çok güzel bir sese sahipti ve müzik konusunda da fazlasıyla başarılı idi. "Seyid Nuh" ismiyle bazı besteleri olduğu bilinir.

Nâbi Osmanlı'nın duraklama devrinde yaşamış bir şairdi, yönetim ve toplumdaki dejenerasyona ve bozukluklara şahit oldu. Çevresindeki bu negatif olgular onu didaktik şiir yazmaya itmiş, eserlerinde devleti, toplumu ve sosyal hayatı eleştirmesine neden olmuştur.
Ona göre şiir hayatın, karşılaşılan sorunların ve günlük yaşamın içinde olmalı, hayattan, insandan ve insanî konulardan izole edilmemelidir. Bu yüzden şiirleri hayat ile alâkalı, çözümler üretmeye çalışan, yer yer nasihatta bulunan bir yapıdadır. Eserlerinin herkes tarafından anlaşılması ve hayatla iç içe olmasını istemesindendir belki de, kullandığı dil yalın ve süssüzdür.

"Bende yok sabr-ı sükûn, sende vefadan zerre,
  İki yoktan ne çıkar fikredelim bir kere."
"Nâ" ve "bî" kelimeleri Arapça ve Farsçada 'yok' anlamına gelmektedir. Bu beyitte Nabî mahlasının oluşumunu belirtmektedir.
12 Nisan 1712 tarihinde vefat etmiş, Üsküdar'da Karacaahmet Mezarlığına gömülmüştür.
Nâbî, klasik şark dillerini ve İslâm ilimlerini çok iyi bilen âlim ve fâzıl bir şâirdi. Fikri bir takim söz sanatlarıyle süslemeden, fikir olarak söylemek yolunu seçmiş ve bunda dikkate değer bir şahsiyet göstermiştir. Dili sade şiirinde his ve hayalden ziyâde düşünceye ehemmiyet veren Nâbî, bol yazmak ve değişik konular üzerinde söz söylemek temayülünde bir şâirdir.
Nâbî'nin fikir ve düşünceleri gibi dil ve edebiyat hakkındaki görüşleri de kendi çağı içinde ehemmiyetli, orijinal ve yenidir. Önemli bir kısım manzumelerinde ve manzum eserlerinde bir ahlâkçı tavır alması ve bu yüzden yer yer kuru ve didaktik kalması devrinin sosyal aksaklıklarıyla alakalıdır.

Şâir, yaşadığı devirde kendini gösteren sosyal ve ahlâkî sarsıntılarla alakalanma ihtiyacını duymuş, bilhassa mesnevi tarzında yazdığı manzumelerde, dîne, şeriate, ahlâk ve fazilete karşı büyük bağlılık kurmağa çalışmıştır. XVII. yüzyıl dîvân şiirinde bir "tefekkür" edebiyatı çığırı açarak, şiirde değişik bir şahsiyet ve hususiyet göstermiştir.

Nabi’nin ziyareti şerefine Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) mescidinde okuttuğu Türkçe şiirin dizeleri:

Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu
Nazargâh-ı ilâhidir Makâm-ı Mustafa’dır bu

Felekte mâh-i nev Bâbü’s-selâm’ın sîne-çâkidir
Bunun kandili Cevzâ matlâ-i nûr-i ziyâdır bu 

Habîb-i kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazilette
Teveffuk kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâdır bu

 Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-ı adem zâil
Amâdan açtı muvcûdat çeşmin tûtiyâdır bu

Mürâât-i edeb şartıyla gir Nabî bu dergâha
Metâf-i kudsiyândır bûse-gâh-ı enbiyâdır bu


Nâbi'nin Eserleri
a) Manzum eserleri:
1. Türkçe Divân: Muhtelif yazmalarından başka bir defa Bulak'ta (1257) ve bir defa da İstanbul'da (1292) basılmış iki matbu nüshası meydana getirilmiştir. Eser, Halep valisi Silahdar ibrahim Paşanın ısrarı ve müsveddelerinin toplanıp düzenlenmesine nezaret etmesiyle vücut bulmuştur. Dîvân 'da; 1 tevhid, 4 naat, İslâm büyükleri hakkında medhiyeler, padişahlar II. Mustafa ve III. Ahmed için kasideler ile devrin diğer devlet ricali için yazılmış kasideler, 1 terkib-i bend, 1 muhammes, 3 tahmis ve bir çok tarihler yer almaktadır Divân 'ı-nm mesnevi tarzındaki şiirleri IV. Mehmed'e bir medhiye ile başlar; padişah, büyükler ve dostlar hakkında bu mahiyette manzumeleri ihtiva eder. Gazeliyât kısmı alfabetik olarak tanzim edilip, her ses değişiminde gazellerin başına birer rubâî ilâve olunmuştur.
2. Farsça Dîvânçe: (Dîvânçe-i Gazeliyyât-ı Fârisî) adı ile, Türkçe Dîvan içinde 39 sayfalık yer kaplayan bu eser, 32 farsça gazel ile, Mevlânâ, Hafız, Molla Cami, I. Selim, Şifâî, Örfî, Kelim, Nazîrî, Şevket, Meyî, Garîbî ve Tâlib'in gazellerinin tahmislerinden ve mesnevi tarzında iki küçük Türkçe hikâyeden ibarettir.
3. Tercüme-i Hadîs-i Erbaîn: Câmî'nin farsça olarak nazmettiği 40 hadîsin Türkçeye tercümesidir. Oldukça serbest bir tercümedir.
4. Hayriyye: Nâbî'nin en çok meşhur olmuş eseridir. Halep'te 1701'de oğlu Ebülhayr Mehmed adına te'lif edilen bu mesnevi Dîvân 'ı ile birlikte basıldığı gibi, ayrı baskıları da vardır. (Ebüzziya kütüp., İstanbul, 1307) Pavel de Courteille Fransızca tercümesi ile birlikte Türkçe metni ayrıca neşretmiştir.
Bu nasihat-nâme, Nâbî'nin hayatta edindiği tecrübelerin, görüşlerin nazım diliyle anlatılışıdır.
5. Hayrâbâd: Eser oldukça hareketli bir aşk ve macera hikâyesidir. "Mefûlü, Mefâ'ilü, Fa'ûlün" vezniyle kaleme alınan bu mesnevî. İran şâiri Feridüddin Attâr'dan kısmen tercüme kısmen de ibda yolu ile meydana getirilmiştir. Bu eser şâirin diğer eserleri ölçüsünde bir kıymet veya muvaffakiyet sayılamaz.
6. Sur-nâme: Sultan IV. Mehmed'in şehzadeleri için Edirne'de yapılan sünnet düğünü eğlencelerini, düğüne davet edilen büyükleri, getirdikleri hediyeleri; tasvir ve hikâye eden bir mesnevidir. 587 beyit ihtiva etmektedir.
b. Mensur eserleri:
1. Fetih-nâme-i Kamaniçe: İstanbul'da 1281'de Târîh-i Kamaniçe adı ile basılmıştır. Eser Muhasip Mustafa Paşa'nın emriyle yazılmıştır. Nâbî'nin gençlik devri eserlerindendir.
2. Tuhfet ül-Harameyn: Nâbî'nin hâc seyahati intibalarıni hikâye eden eser 1265'te İstanbul'da basılmıştır.
3. Zeyl-i Siyer-i Veysî: XVII. asır nesir üstadı Veysî'nin Bedir gazasına kadar yazdığı sîyer kitabına Mekke'nin fethi vak'asına kadar yapılmış bir ilâvedir. 1248'de Bulak'ta basılmıştır. Dili Veysî'-de olduğu gibi ağır ve külfetlidir.
4. Münşeat: Nâbî'nin resmî ve hususî bir çok mektuplarım içine alan bu eser, gerek kendi hayatı, gerek yaşadığı devir hakkında mühim çizgiler ihtiva eder.

Nabi’nin Peygamber aşkı
Edebiyatımızın büyük şairlerinden Süleyman Nâbî, Sultan 4. Mehmet döneminde önemli devlet adamlarıyla birlikte hacca gider. Her Müslüman şair için hac ibadeti, olağan üstü bir olaydır; çünkü metafizik gerilime düşen şair, en yüksek estetik tecrübeyi edinmektedir. Hiç şüphesiz Nabi için Medine’ye gidip Hz. Peygamber’in kabr-i şeriflerini ziyaret, Mekke’de Kabe-i Muzzama’da tavaf etmek çok heyecan verici bir olaydır. Dolayısıyla hac kafilesinin Medine’ye yaklaştığı sırada şair Nabi’nin sözkonusu heyecanı doruk noktasına ulaşır.
Kafile şafak vakti Medine-i Münevvere’ye girmektedir. Ravza-i Mutahhara’nın minarelerinden sabah ezanı okunmaktadır. Müezzin, ezanın ardından Türkçe bir kaside okumaya başlar. 

“Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu
Nazargâh-ı ilâhidir Makâm-ı Mustafa’dır bu”

Nâbi ve hac kafilesinde bulunanlar, Mescid-i Nebi minarelerinden Türkçe şiir okunması karşısında hayrette kalırlar. Nâbî, dikkat eder, okunan kendi şiiridir. İşin ilginç yanı bu naat, Nâbi’nin o gece, yani birkaç saat önce yazdığı şiirdir.
Namaz bitip Mescid-i Nebi’de yavaş yavaş cemaat dağılırken, Nâbi birkaç arkadaşıyla birlikte heyecan içinde müezzinlerin yanına varır. Müezzinlerden okudukları Türkçe naatın kimin olduğunu ve nerden öğrendiklerini sorarlar. Müezzinler, konunun kendileri için bir sır olduğunu düşünerek önce cevap vermek istemezler.  
Fakat Nâbi, ısrar eder, bu Türkçe naatı o gece kendisinin yazdığını belirtir. Bu kez de müezzinler heyecanlanır. “Senin ismin Nâbi mi?” diye sorarlar şaire...”Evet” cevabını alınca ellerine kapanırlar. Nabi de müezzinlerin boyunlarına sarılır tek tek.
Müzzinler, Mescid-i Nebi minarelerinden Türkçe şiir okunması olayının açıklamasını şöyle yapar: “Bu gece Allah Rasulü rüyamızda bize, ‘Ümmetimden Nâbi isimli bir şair, beni ziyarete geliyor. Bu zat, bana karşı son derece büyük bir sevgi ile doludur. Bu aşkını ifade için şöyle bir naat yazmıştır. Siz, bu natı, bu sabah minarelerden onun buraya beni ziyarete gelişi şerefine okuyun.”

Peygamber Aşkı
Nabi, Mescid-i Nebi müezzinlerinin okuduğu Türkçe şiiri gerçekten o gece yazmıştır.. Şiirin yazılış hikayesi de çok ilginçtir: Kafile, Medine-i Münevvere’ye yaklaşmıştır. Vakit gecedir.
Nabi, hac kafilesinde bulunan önemli devlet adamlarından bir paşayla aynı çadırda kalmaktadır.
Resûlullah (sas) Efendimiz’e bir an önce ulaşma özlemiyle Nâbî’nin gözüne uyku girmemiştir. Fakat paşa, hem de ayaklarını Medine tarafına, Kıble’ye doğru uzatmış, uyumaktadır. Bu durum Nabi’yi son derece üzer. “İki cihan güneşinin bulunduğu topraklara geldik. Biraz sonra Medine şehrine gireceğiz. Böyle yatmak hiç münasip olur mu?” diye düşünür. Hz. Peygamber’in (s.a. v) beldesinde, edebe aykırı böyle bir gaflet hâline çok üzülmüştür. Dolayısıyla Medine yakınlarında gece çadırda paşa döne döne uyurken, Nabi de oturup bu şiiri yazmıştır.
Mescid-i Nebi müezzinlerinin yaptığı sözkonusu açıklama karşısında, Paşa’nın utancını, Nâbi’nin ise sevincini anlatmak, bu iki ruh halini tasvir etmek elbette imkânsızdır.
Paşa, utancını hangi kelimelerle dile getirmeye çalıştı bilinmez, ama Nâbi’nin dudaklarından şu kelimeler dökülür: “Demek ki sevgili peygamberimiz bana ‘Ümmetimden bir şair’ dedi. Demek ki iki cihan güneşi beni ümmetliğine kabul etti.”
Nâbi’nin bu hac seyahatinde “Tuhfetü’l-Harameyn” isimli bir gezi kitabı yazmıştır. Bu naat ile birlikte pek çok şiirin, hatıralarının ve gözlemlerinin yer aldığı bu kitap, yazıldığı günden bu yana inanmış gönülleri aşk ve heyecanla coşturmaktadır. Bu naatın, edebiyatımızdaki peygamber sevgisini anlatan şiirler arasında çok özel bir yeri vardır.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık