Metrolife Hastanesi

Ana Sayfa Genel Türkü Ustalarından Tam Not

Türkü Ustalarından Tam Not

Yedinci Türkçe Olimpiyatları geride kaldı. Farklı milletlerden rengârenk çocukların söylediği türküler ise hâlâ dillerde. Peki ustalar,bu türküleri dinlerken ne hissetti?

Giriş Tarihi: 28 Ağustos 2014 Perşembe 19:21
Türkü Ustalarından Tam Not
Whatsaap İhbar Hattı

En son ne zaman dinlemiştiniz Mektebin Bacaları ya da Sivas’ın Yollarında türküsünü? Ya, Urfa yöresinden duygulu bir uzun havaya kulak vermeyeli kaç ay/yıl oldu? Aslında çoğumuz aşinayız türkülere, nerede duysak hemen eşlik edebiliriz. Zira türkü sevdalısı bir halkız. Her ne kadar medya Türk halk müziğine hak ettiği değeri vermese de (reyting kaygısıyla düzenlenen yarışmalar hariç) Anadolu insanı kendi kültür hafızasına fazlasıyla sahip çıkıyor. Halk müziği sanatçılarının konserleri boş geçmiyor. Avrupa’da yaşayan Türkler kendi müziklerini dinlemek için fırsat kolluyor. Hatta önceki hafta Şanlıurfa’da gerçekleşen Halil İbrahim Buluşmaları’nda dinlediğimiz Macaristanlı Hannah Berger gibi türkülerimizi ustalıkla seslendiren yabancı sanatçılar var…

Geçen haftalarda gerçekleştirilen 7. Türkçe Olimpiyatları ise türkülerimizin de artık dünyaya açılmaya başlayacağının işaretini veriyordu. Elbette olimpiyatlar türkü odaklı bir organizasyon değil. Fakat, çoğu parçayı bir Türk kadar güzel ve gönülden yorumlayan öğrenciler arasından bizim türkülerimizle ünlenecek sanatçılar çıkmayacağını kim söyleyebilir. Bunu zaman gösterecek; ama gerçekten de olimpiyatlar, gerek şarkı finaliyle gerekse Anadolu’nun farklı illerinde yapılan programlarla halkın ilgisini çekti, statlar doldu taştı. Nijer’den Maman Kabiru İsa Gamba’nın yerel kıyafetiyle ‘Uyandım Sabah ile’ türküsünü söylemesi ya da Neşet Ertaş Usta’nın yorumlanması pek kolay olmayan Zahidem parçasını Azeri Zaur Ağaliyev’in seslendirmesi herkesi duygulandırmaya yetti. Halkı bu kadar heyecanlandıran olayı bir de türkü ustalarına soralım dedik. Acaba zenci bir kızdan, çekik gözlü bir çocuktan türkü dinleyince ne hissettiler, yorumlarını nasıl buldular?

Kendini kültür emekçisi olarak nitelendiren Belkıs Akkale, olimpiyatları seyrederken çok duygulandığını ve aynı zamanda türkü söyleyen gençleri çok başarılı bulduğunu ifade ediyor. Bu ülkenin çağdaş dünyaya, ancak kendi kültürünü koruyarak adım atabileceğine inanan Akkale, “Ben o farklı milletlerden türkü söyleyen çocuklara ‘yabancı’ bile diyemiyorum, onlar bizden biri olmuşlar âdeta. Bu çocuklar, özünü inkâr eden ve bilinçsizce yetiştirilen gençlere iyi bir ders verdi.” diyor.

Sabahat Akkiraz, Türkçe Olimpiyatları’nda türkülere hak ettiği değerin verilmesinden çok mutlu olmuş. Zaten türkülerin bu ülkede her zaman en çok dinlenen müzik türü olduğu fikrini savunan Akkiraz, medyanın duyarsızlığından şikâyet ediyor: “İstanbul medyası ya da sözde entelektüeller türkü gerçeğini yok sayıyorsa bu yeni bir şey değil. Halk ile egemen sınıflar arasında bu hep yaşanmıştır. Biz alanlarda konser verirken buna en doğru cevabı halk vermektedir. Yılda, 100’den fazla konser veren ben, Arif Sağ, Musa Eroğlu, Erdal Erzincan, Anadolu ve Rumeli’nin her şehrinde, kasabasında aynı ilgiyi görüyoruz. Hangi etnik ya da mezhepsel grup olduğu önemli değil. İnsanlarımız türkü dinliyor ve kültürlerini en iyi biçimde yaşatıyor.”

Fatih Kısaparmak, kendi çıkış parçası olan Kilim’i yıllar sonra tekrar hatırlatan Türkçe Olimpiyatları için “Bize bizi hatırlattığı için çok mutlu olduk.” diyor. Bedia Akartürk, kendi neslinin okullarda türküler öğrenerek bu işe başladığını, şimdi ise bu milli kültürün çocuklara öğretilmediğini düşünüyor. Geçen yıl canlı, bu sene de TV’den seyrettiği olimpiyatlarda gururlanıp ağlamasının sebebini buna bağlıyor ve “Neden bizim çocuklarımız da olimpiyatlardaki farklı milletlerden gençler gibi bozlaklar, zeybekler okumuyor?” diye soruyor. Orhan Hakalmaz, “Çocukların bilinçaltlarına doğruyu vereceğiz ve örnek olacağız. Çocuk tereyağını balını yiyecek, arada da gofretin tadına bakacak. Ama gofretle beslenmeyecek” diyerek farklı müzik türlerini dinlese de bir Türk gencinin belleğinde her zaman halk müziğine ayrılmış bir yer olması gerektiğinin altını çiziyor.

Bu anlamda Türkçe Olimpiyatları önem arz ediyor. Zira bugün Eurovision Şarkı Yarışması’na İngilizce parçalarla katılan ülkede, dünyanın farklı noktalarından gelen çocukların sıra gecesi, kına gecesi gibi âdetlerimizi canlandırması, halk oyunları sergilemesi, uzun havalar okuması, türkü söylemesi, kendini bu topraklara ait hisseden herkesi gururlandırıyor. Serdar Ortaç’ın bir TV programında yaptığı “Eurovision’a on çeken bir olimpiyatımız var.” çıkışı da bu duygudan beslenmiş olsa gerek. Olimpiyatlar, coğrafi olarak uzak olsa da yüreği birlikte atan bir insanlık yelpazesi sunuyor. Öyle ki, dünyada herkes İngilizce öğrenmeye çalışırken, ABD’li bir çocuk Türkiye’ye gelip Karahisar Kalesi’ni aksansız okuyabiliyor.

Üniversitede hocalık yapması ve olimpiyat jürisinde yer alması sebebiyle Orhan Hakalmaz’a çocukların performansını soruyoruz. Gerçekten müzikalite sahibi olduklarını söylüyor Hakalmaz ve şöyle devam ediyor: “Onları eleştirmek bana ayıp geliyor. Çok duygulanıyorsunuz. Hangi birini hangi birinden ayırt edebilirsiniz ki? Çocuklar gerçekten olağanüstü. Türkçe çok zor bir dil aslında. Müziğimizin ritmi de farklı. Sahnede canlı orkestra olsa çocuk ritmi kaçırsa idare edebilirler; ama final gecesinde orkestrasyon olmadığı için böyle bir şansı da yok, gerektiği yerde girmek zorunda. Biz Türk olup türkü söyleyenleri eleştiriyoruz. Bir senede bu çocuklar hem dili, hem ritmi öğreniyor. Bu çok gurur verici.”

İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı öğretim görevlisi Süleyman Şenel ise farklı bir noktaya dikkat çekiyor. Çocukların sadece teknik olarak değil, aynı zamanda türküleri seslendirirken gösterdikleri yakınlık, hikâyeyi bildikleri için duygularını katmaları ve bunları yaparken Türkçeyi doğru kullanmalarının takdir edilmesi gerektiğini düşünüyor. Şenel, olimpiyatlarda söylenen türkülerin, ‘Türkçe bilen herkesi aynı çatı altında birleştirdiğini’ de ifade ediyor.

Kilim ve Benim Babam parçaları Moğolistanlı ve Pakistanlı iki genç tarafından seslendirilen Fatih Kısaparmak da ses rengi ve yorum üslubu bakımından çocukları son derece yeterli bulduğunu dile getiriyor. Tüm babalar için yazdığı Benim Babam parçası Pakistanlı Muhammet Salman tarafından okunduğunda kendi babasını hatırlayıp duygulanan ve gözyaşlarını tutamayan Kısaparmak, yaşananları ‘bir milletin hayallerinin gerçekleşmesi’ olarak değerlendiriyor.

Sümer Ezgü, 19 Mayıs’ta verdiği gençlik konserlerinde Almanlara türkü söylettiğini anlatarak müziğin olimpiyatlarda olduğu gibi her yerde sınır tanımadığını vurguluyor: “Komplekslerimiz içinde boğulup gidiyoruz. Kendi kültürümüzü önemsiz görüyoruz. Hâlbuki Anadolu’nun dünyada ayrı bir etnik yapısı var. Amerikalı şarkısını dinletebiliyorsa bunu biz de yapabiliriz.”

Brezilya’da Brezilyalılara, Japonya’da Japonlara, Amerika’da Amerikalılara, Fas’ta Araplara türkü söyleyen, hatta bunu da halk müziği alanında ilk kez gerçekleştiren birisi olan Sabahat Akkiraz, olimpiyatlar için şu değerlendirmeyi yapıyor: “O kadar büyük hayallerim var ki, bu da onlardan biriydi. Kültür ancak aktarılarak kabul ettirilebilir. Eurovision’da İngilizce söylüyorsanız ya da kendi kültürünüz ve dilinizden utanarak onlarla başa çıkamayacağınızı düşünüyorsanız zaten baştan kaybettiniz demektir. Ermeni duduktan, Azeri tardan, Norveçli kemandan utanıyor mu? Utanmıyor ve onları kullanıyor. Siz de kendinize güveneceksiniz. Ben bugün insanların hayallerini süsleyen konser salonlarında ve ülkelerde konser verebiliyorsam bunu Anadolu’ya ve onun kültürüne duyduğum güven ve sevgiye borçluyum.”

Olimpiyatlar, 115 ülkeden 700 çocuğu aynı çatı ve dil altında toplayarak, dünyada yaşayan herkesin dili, dini, ırkı, kültürü ne olursa olsun insanlık ortak paydasında buluşabileceğini gösteriyor aynı zamanda. Orhan Hakalmaz her ne kadar Türkiye ve türkü sevdalısı olsa da önce kişinin dünya vatandaşı olduğunun farkında olması gerektiğini belirtiyor. Olimpiyatların sadece çocuklara Türkçe öğretmekle kalmadığını, katılımcı öğrenciler vasıtasıyla onların ülkelerine de Türk ve Müslüman sempatisi kazandırdığını düşünüyor. 

Fatih Kısaparmak’ın şimdi okuyacağınız sözleri ise tüm bu faaliyetleri ve sarf edilen emekleri başka söze gerek bırakmayacak şekilde özetliyor: “İnsanlık evriminin belki de en önemli dönemecindeyiz. Gezegenimiz, bölgemiz ve ülkemiz açısından sarsıcı bir dönüşümün şafağı söktü. Yepyeni bir realitenin tan vaktindeyiz. Bu nedenle dünya barışının yayılmasına, insan kardeşliğinin kökleşmesine ve Türkiye’ye yönelik ilginin artmasına katkı sağlayan her girişimi çok önemsiyorum. Hayal veya rüya olarak nitelenen bir şeylere her zamankinden daha yakınız artık. ‘İstenirse güzel şeyler de’ olabiliyormuş dedirten tarihsel bir süreç yaşıyoruz. Dünya insanları, aynı gemideki ortak kaderlerinin sorumluluk bilincini yükseltmeli. Birlik duygusunu pekiştirecek her etkinlik desteklenmeli. Ortak paydalarımız, ortak faydalarımıza dönüşmeli. Ve her şeye rağmen, yarın yalnızca sevgi olmalı.”

Umarız bu dilekler Türkçe Olimpiyatları ateşi sayesinde, geçen yedi yılda olduğu gibi daha da genişleyerek büyür ve Türkçeyi, Türk insanını tanımayan bir yürek kalmaz.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
sanalbasin.com üyesidir