Metrolife Hastanesi

Ana Sayfa Genel ÖÇ

ÖÇ

Kişiler : Bekir Efendi : İşçi emeklisi (70 yaşında) Necmi : Bekir Efendi'nin oğlu (29 yaşında) Profesör Kemal : Bekir Efendi'nin erkek kardeşi (60 yaşında) Polis memuru

Giriş Tarihi: 28 Ağustos 2014 Perşembe 19:21
ÖÇ
Whatsaap İhbar Hattı

Bekir Efendi 40 yıl Almanya'da çalıştıktan sonra Türkiye'ye döner. Hayatını kendisine beşiklik yapan Bor ilçesinde geçirmeye karar verir. Oldukça yorgundur. Türkiye'de bulundukları süre içerisinde gerek hanımı Cavidan'la ve gerekse tek oğlu Necmi'yle hiç ilgilenmemiştir. Onun ilgi alanında sadece para vardır...
Necmi ise annesi öldükten sonra uzun süre Türkiye'de yalnız ve başı boş kalmıştır. İçkiden başka dayanağı yoktur.

Birinci Perde

(Gün yavaş yavaş ağarmaktadır... Radyo açıktır. Bekir Efendi'nin dış kapıdan girdiği görülür. Elindeki ekmeği masanın üzerine bıraktıktan sonra, Necmi'nin yattığı divanın üstünü düzeltir. Yerdeki şişeleri ve eşyaları toplar, diğer kapıdan çıkar. Tekrar gelerek ekmeği alır. Mutfakta kahvaltı yapmakta olduğu anlaşılır.)

İki kapı, dolap ve pencerelerden oluşan bir oda... Sağ ve sol duvarların bitişiğinde iki divanla, solda divan yanında üzerinde ilaçlar bulunan bir sehpa ve ortada ise etrafında sandalyeler bulunan bir masa... Masanın üzerinde ise Necmi'nin çerçeveli çocukluk fotografı, resimli mecmualar, eski bir şamdan üzerinde mum, kitaplar ve radyo bulunmaktadır. Duvarda bir ayna, sağdaki divanın yanında da, yerde yatık bulunan boş içki şişeleri göze çarpmaktadır.

Radyodan «haber saati» isimli programdan konuşmalar duyulur :
« Sevgili dinleyiciler, işte bir kaç başlıkla huzurlarınızdayız. Yine zam haberleriyle sarsılacaksınız... Yarından itibaren ejderhalar gibi pahalılık üzerimize geliyor ! Trafik kazalarında rekor kırdık! Yollar otobüslerle dolup taşıyor. Nehir ve tren taşımacılığımız adeta yok gibi! Yurdumuzun dört köşesinde korsanlar ha bire arabalarımızı yakıyorlar! Şer gönüllüleri ve caniler artık korkmuyorlar! Eğitimde, ahlâkta ve inançta seviye düştü! Meydanlara çıkanlar bilir bilmez, dinden, imandan, ilaçtan, vatan kurtarmaktan bahsediyorlar! Yani anlayacağınız, herkes imam, doktor, siyasetçi oldu! Aile yapımız ise ha bire parçalanıyor... Şehirlerimiz ilgisizliğin kurbanı! Sigara ve içki tüketiminin artması bizi korkutuyor! Ajanlar ülkemizde at koşturuyorlar! Önemli kademelerdeki insanlarımız kaza süsü verilerek birer birer öldürülüyorlar. »
Bekir Efendi : (Radyo haberlerini dinlemektedir) Ne günlere kaldık?
Bekir Efendi : (Radyoyu kapatır, sandalyeye oturarak Necmi'nin fotografını eline alır) Bir daha geri gelmeyecek güzelliklerden kaçışımdan bahsediyor sanki? Kendisini unuttuğumdan, ihmal ettiğimden bahsediyor gibi... Unutmanın kaybetmek olduğunu bana hatırlatmak istiyor!
Bekir Efendi : (Elindeki çerçeve ile ayağa kalkar) Gecelerin sihirli boşluğunda kendimi kaybettiğim anları, ya da karşılarında hiç ses çıkaramadığım haksızlıkları eğer şimdi görüntüleselerdi acizliğim ve zavallılığım açığa çıkacaktı...
Bekir Efendi : (Ayaktayken, eğilerek masa üzerindeki bir mecmuanın sayfalarını karıştırır) İkiniz de haklısınız ey kelebek ve boşluğa tekme atarken dudakları uçuklayan eşek!
Bekir Efendi : (Öne doğru gelir) İnişli ve çıkışlı yollarda, gençliğimin gücünü kullanarak vefasızlık ettiğim insanlarla ben nasıl yüzleşeceğim?
Bekir Efendi : (Başını yukarı kaldırarak) Menfaat kulluğu, çıkar çobanlığı ve öfke tüccarlığı yapmanın nelere mal olduğunu şimdi gayet iyi biliyorum.
Bekir Efendi : (Ellerine bakar) Sanki boşa akıttığım suların içerisinde boğuluyorum.
Bekir Efendi :(Pencerelerden dışarıya bakar) Kalplerini kırdığım insanlar beni yanlız bırakarak öçlerini alıyorlar!
Bekir Efendi : (Duvardaki aynaya bakarak, ağzını açar, dişleri görünür) Daha önceden maskemi çıkarsaydım, insanlar acımasız yüreğimle, dengesiz duygularımla ve kontrolsüz arzularımla beni görmüş olsalardı bugün için bir tek dostum kalmayacaktı...
Bekir Efendi : (Ortadaki masaya yaklaşır ve bir sandalyeye oturur. Dirseğini masaya koyarak eline başını dayar) Bir de kendi kendimi aldatıyorum... Sanki şimdi etrafım dosttan geçilmiyormuş gibi ulu orta konuşuyorum! Çevremdekilerin adil olamadıklarını söylesem belki biraz inandırıcı olabilir... Bana rehber olan yanlışlıkların, suçların ve günahların sahibiyim. Düşünce fakirliğini zenginlik olarak algılayanlar arasında yaşamanın ne demek olduğunu dahi bilmiyorum.
Bekir Efendi : (Sabit bir noktaya bakarak) Zamanında öğretmenlerim keşke bana utanmayı öğretselerdi? Hırslarımı taşımak için 40 katır yetmez... Ne yaptığıma, neyi yapamadığıma bakan mı var sanki? Patronu olduğum toprakların çırağı olma gibi bir yöne itildiğimi görür gibi oluyorum. Ne hale düştüm, ne hallere düşürüldüm?

Bekir Efendi : (Tekrar ayağa kalkar... İçerden küçük bir tabak içinde iki parçaya bölünmüş bir elma getirir. Yarısını yer...) Sevgili oğlum ben sana hayatında bu şekilde bir ikramda bulunamadım. Bak... elmanın yarısını da senin için bırakıyorum... (Eline oğlunun fotoğrafını alır... Gözleri yaşararak...) Necmi oğlum... Necmi! Konuşsana benimle... Bir defa olsun bana "baba" de.
(O sırada dış kapı açılır. İçeriye elinde içki şişesiyle, sarhoş bir şekilde Necmi girer... Odanın ortasındaki masaya yaklaşır. Bir sandalyeye oturur. Şişeyi ağzına dayayarak içkisinden içer. Bekir Efendi soldaki divana yaklaşır... Üstündeki yorganı açar. Oturur. İki elinin arasına başını alarak oğlunu izler.)
Bekir Efendi : Yanılgılar upuzun... Kavramlar paramparça... Çevremizde insan avı var... Sinsice ve aptalca!
Bekir Efendi : (Ayağa kalkar) Sen ve ben bu güne kadar annenin yokluğunun farkına vardık mı? Ya da senin benim varlığımdan ne hissettiğini ben bilmiyorum... Yarın da aynı şeyleri yaşayacağız ! İhtiyaç duyulduğu zaman, faydası olmayacak bir gelecekten bahsediyorum. Biliyorum bugün de benimle konuşmayacaksın ! Ama aslında kendi halin sana benden daha çok şey anlatıyor.
Ben Almanya'da inşaatlarda usta olarak çalıştığım sıralarda duvarları şekillendirmekten zevk alırdım. Harçlara hayallerimi karıştırırdım o zamanlar... Ama ne yazık ki, yuvamı dilediğim gibi şekillendirmek aklımdan geçmezdi... Bu sebeple bugünkü hayatı bu şekilde yaşıyorum. Kendi ellerimle yüreğimden kopardığım bir varlık olarak susmakta ve bana «baba» dememekle haklısın! Seni bende ve beni sende tüketenler utansın... Önce kendim için, sonra da senin için söyleyeceğim bir söz var... Bu da : «Unutmak kaybetmektir!» sözü...
Bekir Efendi : (Necmi'nin fotoğrafı elindedir) Kısa süreli mutluluklar uçucudur. Çoğu zaman da insanlara zararlı olurlar. Görüyorsun ki ben yaşlandım. Yakındaki hasret, uzaklardaki hasretten daha sarsıcı... Acıları sırtımda taşıyamıyorum. Kolay mı bir şeyler olmak?
(Sessizlik... Ayağa kalkar. Pencerelere yaklaşır.)
Bekir Efendi : Bak yine gece çöktü dışarıda. Korkunç gölgeler geziyor sokaklarda. Sanki Bağdat'ı görüyorum, kıpkırmızı bir kan denizinin ortasında. (Necmi'ye dönerek) Bakışların soğuk... Ellerin titriyor senin...
(Necmi'nin gözleri irileşir... Ayağa kalkar ve Işığı söndürür. Perde kapanır)

İkinci Perde

(Gün yavaş yavaş ağarmaktadır... Radyo açıktır. Dış kapıdan giren Bekir Efendi elindeki ekmeği masanın üzerine bıraktıktan sonra, Necmi'nin yattığı divanın üstünü düzeltir. Yerdeki şişeleri toplar, diğer kapıdan çıkar. Tekrar gelerek ekmeği alır. Mutfakta kahvaltı yapmakta olduğu anlaşılır.)

"Haber saati" konuşmaları radyodan duyulur :
"Sevgili dinleyicilerimiz sizlere şimdi aldığımız bir haberi ulaştıracağız... Gıda dağıtım işinden denizcilik sektörüne geçen Başbakan'ın büyük oğlu Orak, Safra adlı kuru yük gemisiyle taşımacılık yapacak... Yani kaşla göz arasında 40 yıl gurbette çalışmadan, Orak, kısa sürede koskoca bir geminin sahibi oldu. 95.7 metre uzunluğundaki geminin piyasa değerinin ikinci elde 5 milyon dolar olduğu belirtiliyor. Geminin kapasitesinin 200 TIR'ın taşıdığı yük değerinde olduğu da her yerde allandıra ballandıra anlatılıyor... Bugünkü iktidarla ilgili haberler bununla da sınırlı değil... Yüzsüzlük bulaşıcı bir hastalık gibi birinden diğerine geçiyor... İktidar, oğullara yaradı yani... Çevre ve Ağaçlandırma bakanı Osuman Küpe'nin oğlunun da gemi işletmeciliğine merak sardığı iddia edildi. Küpe'nin oğulları Mimat Hilad, Simail Küpe ve Yalha Küpe'nin ortak oldukları Buz İnşaat adına 9 trilyonluk teşvik temin edilerek, Çin'den gemi aldıkları haberleri soğuk rüzgâr gibi ortalıklarda dolaşıyor.
Ayrıca Osuman Küpe'nin oğullarının 600 evi olduğu iddiası ise Ankara'ya bomba gibi düştü! Gözler diğer bakanlara ve oğullarına çevrildi.
Para Bakanı Kepekkatan'ın oğlunun ardından eski Ulaşım Bakanı Yüzali Şimşek'in oğlunun gemi alması siyasi kulislerin gündemine oturdu. Yüzali Şimşek'in 24 yaşındaki oğlu Serkan Şimşek kız kardeşi ile 10 milyar lira sermayeli şirketi adına 720 milyar liraya Mo-Mo gemisi satın aldı. Bunlar bu halleriyle devleti ve milleti kalkındırmaya değil, kendilerini kalkındırmaya çalışıyorlar. Gemilerini kurtaran kaptanlar denmez mi bunlara?
Sevgili seyircilerimiz burada bu gibi iktidar faaliyetlerini anlatmaya ne gücümüz yeter, ne de vaktimiz? Bu sebeple sizi bu konuları bizzat takip etmeye çağırıyoruz... Biliyorsunuz, hiçbir zaman felaketler sırıtarak gelmezler. Bu kafalardan kendi çocuklarınız için en ufacık bir ilgi bekliyorsanız havanızı alırsınız. Bunlara oylarınızı verdiğiniz için, sizlere onlar adına ne kadar teşekkür etsek az... Hiç olmazsa bundan sonra da bu zavallıların devlet imkanlarıyla diğer ihtiyaçlarını karşılamalarına da vasıta
olacaksιnιz. İyi ki varsınız. Sizin kıara göre sanki para süpürdük! Yürürken... gezerken... yatarken ceplerimiz marklarla doluyormuş gibi algılandık! Seni böyle yorumlayanlar karşısında göz göre göre unutuldun... Sonra da kayboldun! (Derin derin iç çeker) Bir gün olsun... bir kez olsun sen orada ne bok yiyorsun diyen olmadı... Onlar için lâf üretmek iş yapmaktan daha kolay!
Vay Necmi'm vay! Daha çooook resminle avunacağım. Hiç olmazsa sen yokken dilediğim gibi konuşuyorum. Kim bilir şu an benim paralarımla hangi kahvehanenin köşesindesin? Önünde rakı... dut yemiş bülbül gibi hiç sesini çıkarmadan buraya geleceğin, yani zıbaracağın vakti gözlüyorsun. Sen orada kalabalık içinde yalnızsın... Ben burada kendi içimde yalnızım... Ahhh farkına varamadığın bir tek şey var?
(Sessizlik, müzik, ayağa kalkar. Duvardaki aynaya doğru yaklaşır...)
Bekir Efendi : (Aynaya bakarak kendi görüntüsüyle konuşur) Ahhh... farkına varamadığın bir tek şey var... dedim ya? Bu da hayatın kısalığı...
Ömür geçip gidiyor... Dün tuttuğunu koparıyordun... Bugün oğluna sözünü geçiremiyorsun! 70 yıllık koca herif! Hıyar oğlu hıyar!
(Oda kapısından çıkar, sonra bir kitapla içeriye girer... Masaya doğru yaklaşır ve sandalyeye oturur. Kitaptan bir sayfa açar, yüksek sesle okur)
Zamanın ikinci yüzü karanlık
Önümüze çıkan bir çok şeyler var...
Fark etmediğimiz... Yanından geçip gittiğimiz gerçekler gibi!
Düşmanı bol...
Zengini aptal
Fakiri çaresiz
Okumuşu gayesiz
Bir toplum...
Böyle giderse
Yaşının götürdüğü yerden
Bir daha
Geri gelemez Halil Usta...
(O sırada dış kapı açılır. İçeriye elindeki içki şişesiyle, sarhoş bir şekilde Necmi girer... Odanın ortasındaki masaya yaklaşır. Bir sandalyeye oturur. İçkisinden içer. Bekir Efendi soldaki divana yaklaşır... Üstündeki yorganı açar. Oturur. İki elinin arasına başını alarak oğlunu izler.)
(Necmi de babasına doğru başını çevirir... Göz göze gelirler. Perde kapanır.)


Üçüncü Perde

(Gün yavaş yavaş ağarmaktadır... Radyo açıktır. Dış kapıdan giren Bekir Efendi elindeki ekmeği masanın üzerine bıraktıktan sonra, Necmi'nin yattığı divanın üstünü düzeltir. Yerdeki şişeleri toplar, diğer kapıdan çıkar. Tekrar gelerek ekmeği alır. Mutfakta kahvaltı yapmakta olduğu anlaşılır.)
İki kapı, dolap ve pencerelerden oluşan bir oda... Sağ ve sol duvarların bitişiğinde iki divanla, solda divan yanında üzerinde ilaçlar bulunan bir sehpa ve ortada ise etrafında sandalyeler bulunan bir masa... Duvarda « Ayıyı nereye götürürseniz götürün kendisini ormanda sanır!» yazısı bulunan bir tablo asılıdır. Masanın üzerinde ise Necmi'nin çerçeveli çocukluk fotografı, resimli mecmualar, eski bir şamdan üzerinde mum, kitaplar ve radyo bulunmaktadır. Duvarda bir ayna, sağdaki divanın yanında da, yerde yatık bulunan boş içki şişeleri göze çarpmaktadır.
Radyodan «haber saati» isimli program konuşmaları duyulur :
« Sevgili dinleyiciler, işte bir kaç konuyla tekrar huzurlarınızdayız. Uzun bir yolun çıkış noktasındasınız! Ayaklarınızı ne kadar uzağa atarsanız atın oradan hasret çıkıyor... Çeviremeyecekleri dümenlerin başlarına geçenler, perakende yalanlarla acılarınıza ıslık çalıyorlar. Onlar kötülük yaparak rahatlıyorlar... Bizleri tüyleri yolunacak tavuk gibi görenler var! Kemerlerinizi bağlamayı unutmayın... Çünkü sizi güvenliksiz bir geçitten geçirmeye zorluyorlar. İftiraların önlerindeki kargaşalıklardan, mahkemelere intikal ettirilen dayanaksız dosyalardan, ceza şekline dönüştürülen suçlamalardan medet umanlarla karşı karşıyasınız... Yüzlerinden nefret yağan ahmaklar, tecavüze uğramış aynalardan, zurnaların ucundaki sineklerden, türban adı altında rahibeleştirilen kadınlardan, kâtil kamyonlardan hiç söz etmiyorlar.
Telefonlarınızın hukuksuz bir şekilde dinlenebileceğine dair kuşkularınıza hak verenler çok! Halleriyle dini yalanlayanlar her an size de çamur atabilirler... Cilalı siyaset devrinde siz de mağdurlar listesinde yer alabilirsiniz ! Biliyorsunuz kablumbağalar çiftetelli oynamasını bilmezler! Onlar başarısızlığın dokunulmazlığı ve zayıflığın gücüyle, masumları kovalama ekibi gibidirler. Yaşadığınız şehirde size ait neyiniz kaldı? Şimdi ulu orta yapılan bir kötülüğün kırk yamasından bahsediyor herkes ! Yıpratılmamış bir tek şey gösterin bana... Sanki onlar sizden öç alıyorlar. Siyasi tercihlerini sizden yana yapmayanların bulundukları yerlerde kalma ihtimallerinin ortadan kalktığı da gözlenmektedir ! Başkalarının bastonlarıyla yürüyenler uzaklara asla gidemezler...»

(Kapının zili çalar. Bekir Efendi kapıyı açar. Kardeşi Profesör Kemal elinde bir valizle içeriye girer. Kucaklaşırlar. Valizi, karşı duvarın dibine konulur.)
Bekir Efendi : (Radyoyu kapatır) Hoş geldin kardeşim. Yıllarca birbirimizi göremedik... Saçların da benimkiler gibi bembeyaz olmuş! Nasılsın, iyi misin? Emekli oldun mu?
(Profesör Kemal çeketini çıkarır. Her ikisi birden ortadaki masanın kenarındaki sandalyeleri çekerek otururlar.)
Profesör Kemal : Evet ağabey, hemen hemen on yıl oldu birbirimizi görmeyeli. Seni ve bende izleri olan çevremi oldukça özledim. Hepimiz birbirimizden uzaklarda yaşamaya zorlandık... Anlayacağın hasret, gurbet derken yılları tükettik!
Bekir Efendi : Olumsuzluklar içerisine itildik... Birileri de dayanma gücümüzü alıp gittiler.
Profesör Kemal : Necmi nerede ?
Bekir Efendi : O bir kahvehane köşesinde günlerini hiç ediyor... Hergün tirit gibi sarhoş geliyor eve... Beni sevmiyor. Benimle konuşmuyor. Adeta benden öç alıyor. Yani ektiklerimi biçiyorum ben!
Profesör Kemal : Demek alkol bağımlısı oldu...
Bekir Efendi : Hem kendini kontrol edemiyor, hem de çevresini tanımıyor. Yani o küçük Necmi'nin yerinde başka bir kişi var!
Profesör Kemal : Hiç kimse kendisini sorgulamıyor. Dayanaksız ithamlar, kuşku üreten ön yargılar, gerçekleri gizleyen örtülerle karşı karşıyasız. Bu sebeplerle senin gücünün yetmediği yerlerde sorumlulara, destekçilere veya devlet otoritesine de rastlayamıyoruz. Geçen gün ülkemiz Adalet Bakanının televizyonda konuşmasını dinledim. Almanya'da devam eden Deniz Feneri yolsuzluk davasıyla ilgili olarak : "Falan ülkede, falan dernek yöneticileri suiistimal yapmış. Bunun sorumlusu da sizsiniz diyorlar. Bana ne ya. Bana ne. Almanya'daki bir derneğin yöneticileri yanlış yapmışlarsa, yargılanmışlarsa, benim iktidarımdan buna ne?" dedi.
Halbuki anayasa hükümlerine göre bir Adalet Bakanı «bana ne» diyemez. Çünkü Anayasamızın 62. maddesinde ifade edilen «Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır.» hükmü bu ifadeyle görmezlikten geliniyor. Yani Deniz Feneri yetkilileri vatandaşlarımızı dolandıracak, ülkemizi yurt dışında rezil edecek, eğer sizin onlarla menfaat ilişkileriniz yoksa ses çıkarmayacaksınız ve bununla da kalmayacaksınız «Bana ne ya... Bana ne » diyeceksiniz. Bu olacak iş değil! Bu adamlardan ne seninle ilgili, ne de diğer mağdurlarla ilgili olumlu bir adım atmalarını bekleyebilir miyiz ?
Bekir Efendi : Tarihe, tarihi değerlere hakkını vermek seviyeli bir bakışla mümkündür. Vatanseverleri ve Atatürk gibi değerleri suçlayanlardan ben inançla ilgili, insani tavır beklemiyorum. Onlar kendi çocuklarını ve yakınlarını kurtarma mücadelesi veriyorlar. Yolsuzlukluklarla çevrili yüksek duvarlar ardında saltanat süren bu kişilere bizim halimiz bedduaya çevrilerek yansıyacak! Yani ben sorumluluk mevkilerinde bulunan bu kişilerin geleceklerini de iyi görmüyorum.
Profesör Kemal : Otobüsle Bor'a gelirken yanımda oturan bir şahsın bana anlattıkları da Deniz Feneri davasındaki suçlamalardan hiç geride kalacak şekilde değildi. Kendisi Paris'te çalışıyormuş. Onuncu Paris'in Strasbourg Saint Denis bölgesinde bulunan Milli Görüş'e ait 64 Numara diye anılan caminin bu gün yerinde yeller esiyormuş. 6 - 7 yıl öncesine kadar cami alacağız vaatleriyle 9 milyon Frank'a yakın para toplandığı söyleniyormuş. Para fabrikası gibi çalışan bu yerde, kitapçılıktan, lokantacılığa... Bakkallıktan kasaplığa kadar bir çok iş yeri de faaliyet gösteriyormuş... Cami alınmadığına göre toplanan paraların nereye gittiğini vatandaşlar birbirlerine soruyorlarmış!
Otobüste benim önümdeki koltukta oturan bir vatandaşımız da : «Ülkemizin dışındaki vatandaşlarımızın karşılaştıklarından bahsediyorsunuz... Biz de burnumuzun dibinde bize yansıyan olumsuzluklardan rahatsızız! Adeta denetlenmesi gerekenlerin dokunulmazlıkları var! Denetleme yapması gerekenlerin de bir şekilde etkisiz hale getirildiklerini görüyoruz. Birbirlerinin adamları olanlar ister huzur evlerinde olsun, ister bir başka hizmet alanlarında olsun tecavüzlerin, yolsuzlukların ve baskıların görmezlikten gelinmesini sağlıyorlar! Olan üçüncü şahıslara yani mağdurlara oluyor. Bu gibi yerlerde hukuk işletilmiyor... Yarın bu tür kanunsuzluklara kaynaklık yapmış olan kişilerin belediye başkanlıklarına getirilmelerine veya milletvekili adayı olmalarına da hiç şaşırmayın » dedi.
Ankara'ya indiğimde kömür kullanılarak havası kirletilmiş bir başşehirle karşılaştım.
Gelirken bir baktım, ilçemizdeki Özden Çayını kurutmuşlar. Dereye yığınlar halinde betonlar dökülmüş. Hatıralarımızın kaynağı bu dereyi kurutmadan önce ne yapıp ne edip sularla besleyemezler miydi? Dünyanın hiç bir yerinde ırmaklar, nehirler ve kanallar kapatılamaz... Onlar gelelecek için toplumların güven alanlarıdır. Yarın, bir gün ihtiyaç duyulduğu anda çevreden gelen sel sularını taşıyacak bu ırmağı kapatanlar, çevrenin sel sularıyla harap olmasına sebep oldukları anlarda lanetle anılmayacaklar mı? Yarınları niçin düşünmüyorlar?
Her zaman tekrarladığım bir sözüm var : İnsanlar kendilerinden uzaklaştıkça kötülüklere yaklaşırlar.
(Kapının zili çalar. Her ikisi birden ayağa kalkarlar.)
Bekir Efendi : Necmi bu saatte gelmezdi? Hem o anahtarıyla açardı kapıyı... Hayırdır inşallah!
Bekir Efendi kapıyı açar... Profesör Kemal de merak içerisinde onun yanındadır.
(Bir polis memuruyla karşılaşırlar.)
Polis : Oğlunuz Necmi'ye bir kamyon çarptı... Olay yerinde can verdi. Araştırmalarımıza göre amcasının Amerika'dan geldiğini görenler ona söylemişler... O da buraya gelirken koskoca kamyonu farketmemiş. Cenazesi morga kaldırıldı. Başınız sağolsun!
(Her ikisi de giyinerek dışarı çıkmak üzeredir.)
Bekir Efendi : Oğlum... Biricik yavrum... Seni de kaybettim... Bizi bu hallere düşürenleri ALLAH'a haval ediyorum. Ben yitirdim, ne olur siz sevdiklerinizi kaybetmeyin ?
Profesör Kemal : (Çeketini sandalyenin üzerinden alır) Biricik yeğenim beni göremeden hayatını kaybettin... Ben de sen çok özlemiştim.
(Hüzünlü bir müzikle her ikisi de ağlayarak dışarı çıkarlar. Perde kapanır.)

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Bu habere de bakabilirsiniz

Türkiye'ye saldırı planı! 2018'in hazırlığı

Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık