Hz. İkrime Neden Rahatsız Oluyordu?
7 Ağustos 2011 Pazar 11:45
Hz. İkrime, Ebu Cehil’in oğluydu. Gerçekten de babası tam bir Allah düşmanıydı.
Ancak konuşulanların yanlış olmadığını biliyor olsa da, bunlar karşısında duyduğu hüznü gizleyemiyor, geçmişini kurcalayıp ailesine karşı bu kadar kırıcı olmalarını da hazmedemiyordu.
Hz. İkrime, İslam’ın baş düşmanlarından Ebu Cehil’in oğluydu. Mekke’nin fethinden sonra hicrete gerek kalmadığı ve Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bunu açıktan ilân ettiği halde Hz. İkrime Medine’ye gelmiş, Allah Resûlü’ne daha yakın durmaya çalışıyordu. Ancak canını sıkan bazı davranışlarla da karşılaşmıyor değildi. Bazı insanlar, babası hakkında söz söyleyip Ebû Cehil’in oğlu olduğu için kendisine de:
- Allah düşmanı Ebû Cehil’in oğlu, diyerek laf dokundurmaya çalışıyorlardı. Canı çok sıkılmıştı; durup dururken babasının aleyhinde söz sayılıp hakaret ediliyor, böyle bir babanın oğlu olduğu için kendisine de yan gözle bakılıyordu.
Evet, söylenilenler doğruydu; gerçekten de babası tam bir Allah düşmanıydı. Ancak konuşulanların yanlış olmadığını biliyor olsa da, bunlar karşısında duyduğu hüznü gizleyemiyor, geçmişini kurcalayıp ailesine karşı bu kadar kırıcı olmalarını da hazmedemiyordu. Ne de olsa o babanın oğluydu; kendi iradesinin dışında bir takdirdi bu ve dayanamaz hale gelince, büyük bir mahcubiyet ve eziklik içinde gelip önce Ümmü Seleme validemize açtı konuyu:
- Bu gidişle burada dayanamayacak, Mekke’ye döneceğim, diyordu.
İNSANLAR MADENLER GİBİDİR
Hz. İkrime’nin hüznünü paylaşan mü’minlerin annesi Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ), mü’minlerine sahip çıkacaktı; doğruca Allah Resûlü’nün yanına geldi ve durumu kendisine arz etti. Bunun üzerine Efendiler Efendisi, namaz sonrasında insanlara dönecek ve bir daha benzeri tavır ve davranışlara girmeme konusunda Hz. İkrime’yi incitenleri şöyle uyaracaktı:
- İnsanlar madenler gibidir; cahiliyye günlerinde hayırlı olanlar, anlayışlarını geliştirip kullandıkları sürece İslâm’da da hayırlıdır! Öyleyse, sakın ola ki bir Müslüman, herhangi bir kâfirden dolayı eziyete maruz kalmasın! Sakın ola, ölüp gitmiş birisinden dolayı yaşayanlara eziyet vermeyin! (İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk, 5/316)
Efendiler Efendisi (sallallâhu aleyhi ve sellem) meseleyi burada da bırakacak değildi; bundan böyle Hz. İkrime’ye, “Ebû Cehil’in oğlu İkrime” manasında “İkrime İbn Ebî Cehil” denilmesini yasaklayacak ve böylelikle meseleyi kökünden çözmüş olacaktı.
EFENDİMİZ TEBESSÜM EDİYORDU
Konu sadece burada da kalmayacaktı; bir gün Allah Resûlü, ashabı arasında durmuş, onlara İslâm’ın güzelliklerinden bahsediyordu. Sözün bir yerinde konuyu yine Hz. İkrime’ye getirdi; onu anlatırken vakt-i zamanında bir Ensâr’ı öldürdüğünden bahsediyordu. Ancak ortada dikkat çekici bir durum vardı; bu kadar acı bir tabloyu anlatırken Allah Resûlü tebessüm ediyordu. Dikkat çekici bir durumdu ve O’nun bu tebessümü başka bir Ensâr’ın gözünden kaçmayacaktı; Allah Resûlü’ne döndü ve Efendimiz’in tavrındaki bu farklılıktan duyduğu şaşkınlığını şu şekilde dile getirdi:
- Yâ Resûlallah! Senin kavminden bir adam bizden birisini öldürüyor ve Sen tebessüm ediyorsun!
Belki Efendimiz de böyle bir tepki bekliyordu. Ona döndü ve herkesin duyacağı şekilde şunları paylaştı:
- Hayır! Ben esasen, her ikisinin de Cennet’te aynı dereceye sahip olmalarına tebessüm ediyorum! (İbn Hacer, İsâbe, 3/419)
Evet insanların kendi anne-babalarını seçme hürriyeti yoktur. Anne-bananın yaptığı yanlışlar elbette evladı bağlamaz, bağlamamalı. Dolayısıyla Efendimiz’in ifadesiyle ölüp gitmiş birisinden dolayı yaşayanlara eziyet vermek doğru değildir.
BİR DUA
Kalplerimizi imanla doldur
Rabbimiz! Gönüllerimizi ve cihanın dört bir bucağındaki bütün kullarının kalplerini iman lütfuna, İslam'a ve ihsana açmanı diliyoruz. Gökte ve yerdeki kulların arasında bizim için sevgi halket. Seni hakkıyla anabilmemiz, sana gerektiği gibi şükredebilmemiz ve en güzel şekilde ibadet edebilmemiz için bize yardım eyle.
ALTIN ÖĞÜTLER
Amelini gizli tut, böbürlenme
Sahabeden Câfer-i Sâdık Hazretleri’nin şu altın öğütlerine kulak verelim:
Bir sâlih amel işleyince onu gözünde küçültesin ve gizli tutasın. Çünkü küçük görürsen seni ucuba (kendini beğenmeye) götürmez. Gizlersen, eksiği tamam olur, yani fazileti artar. Acele edersen, o sâlih amele bir an önce kavuşmuş olursun. Zira nefis zaafa kapılıp onu geciktirebilir veya seni ondan vazgeçirebilir.
Mümin kardeşine ait sevmediğin bir şey duyarsan, ısrarla onun bir mazeretinin olabileceğini düşün. Bulamazsan, “Belki benim anlayamadığım bir özrü vardır” de ve ayıbını ört!
HADİS BAHÇESİ
Allah’a dayan, O’na teslim ol
Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Yorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve gamdan, ayağına batan dikene varıncaya kadar Müslüman’ın başına gelen her şeyi, Allah, onun hatalarını bağışlamaya vesile kılar.” (Riyazü’s-Salihin, Erkam Yayınları)
Hadisin verdiği mesajlar
1. Bela ve musibetleri her zaman ceza olarak kabul etmemek gerekir. Çünkü onlar, çoğu zaman rahmet olurlar.
2. Sabreden mümin için sıkıntıları, günahlarına kefaret olur. Bu da bir nimettir.
3. Mümin, bela ve musibetler karşısında “Allah’ım, neydi günahım!” türünden isyan kokan sözler sarf etmemeli.
BİR NÜKTE
Kibirlenme, mütevazı ol!
İnsanın kendini beğenip büyük görmesi, aklının noksanlığına ve ruhunun hamlığına işaret eder. Aklen ve ruhen olgunluğa ermiş bir insan, mazhar olduğu her şeyi Yüce Yaratıcı’dan bilir ve şükran hissiyle daima, O’nun karşısında iki büklüm olur. Mütevazı olma, insanın gönlüne hoşnutluk hissi kazandırır. Baştan haddini bilip tevâzû kanatlarını yerlere kadar indiren birisi, insanlardan gelecek her türlü hor görmelere karşı en emin bir zırh içine girmiş, en sağlam emniyet tedbirini almış demektir.
HAZIRLAYAN: Ali DEMİREL-BUGÜN GAZETESİ
Anahtar Kelimeler: Hz. İkrime Medine Ebu Cehil İslam Ümmü Seleme radıyallahu anha Müslüman
Haber YorumlarıYorum EkleBu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yorum yapan siz olun. Diğer Haberler