Gençlik inceleme yazısı
nlaleli@mynet.com
Gençlik, hepimizin en çok
istediği fakat yeteri kadar değerini bilemediğimiz, elimizden bir su gibi akıp
giden önemli bir yaş dilimidir. Her birimiz söze başlarken ya “ah, gençlik, ah” diye hayıflandığımız
veya “ hele bir büyüyüp gençliğe ayak
basayım, o zaman siz beni görürsünüz” diye hasretle beklediğimiz hayatın en
önemli bir bölümü.
Genellikle genç insan,
vücudundaki bütün uzuvlarını en ideal şekilde (her türlü hareketleri
yapabilmek, beyniyle karışık meseleleri çözebilmek, uzun mesafe koşabilmek, en
ağır şeyleri kaldırabilmek, uzun süre yorulmadan çalışmak gibi)
kullanabilmektedir. Çocukluk ve yaşlılıkta bu hareketlerde dağınıklık ve
yorgunluk halleri görülmekte, bu da yapılan hareketin verimliliğini azalmış
olmaktadır. Bunlara mukabil gencin hayat tecrübesinin az olması, herkesi
kendisi gibi dürüst samimi bilmesi, birçok kereler aldatılması ve ihanete
uğraması ile henüz mal ve para hırsına kapılmamış idealist insanlardır.
Günümüzde ve özellikle ülkemizde
gençliğinde idealist olanlar, yaşlar ilerledikçe idealistlikleri kaybolmakta, gencin
samimiyeti, gayret ve çabası azalmakta ve genç yavaş yavaş ortama uymaya başlamakta
ve bir müddet sonra ortamın şeklini almaktadır. Artık mal ve para canlısı bir
insan olarak karşımıza çıkan genç, yeri geldikçe menfaati (çıkarı) uğruna inandığı
doğrulardan bile taviz verir durumlara gelmektedir. Bunların uydurduğu ve
atalarımıza isnat ettikleri bir takım sözleri de vardır. “ Zaman sana uymazsa, sen zamana uy…” diye. Yaşanan zamanda, insanlar
bir takım baskıcı ve derebeyleri tarafından eziliyor ve sömürülüyorsa genç bu sözlerle
yanlış anaforun içine itilmekte, onlara uyması istenmektedir.
GENÇLERİN MANZARALARI
İnsanların en mükemmeli ve “üsvetün
hasene” en güzel örneği olan Peygamberimiz; “Her çocuk İslam fıtratı üzerine
doğar. Daha sonra ebeveyni (anası,
babası ve çevresi) onu Müslümansa Müslüman, Hiristiyansa Hiristiyan, Mecusi
ise Mecusi yapar” Resûlî bir ifadesi ile bunu belirtmesidir.
Çevrenize
bir bakarsanız bunlardan yüzlercesini görebilirsiniz. Adam gençken idealisttir. Sosyalizm ona göre en iyi
sistemdir. Öyle bir mücadele ortamındadır ki, bu uğurda canı dâhil her şeyini
feda edebilecek yapıya sahiptir zannedersiniz. Aradan biraz zaman geçer bu genç
adamı “uydum kalabalığa, durdum televizyonda spikerliğe veya bir holdingde
paranın başına…” demeye başladığını ve dün karşı çıktığı adamlarla kol kola
gezdiğini görürsünüz. Artık eski ideolojisi onun için mutlu bir hatıra
olmuştur.
Bir
başka gençlik kesiminde genç adam, insanları kurtarmak(!) adına mücahitlik yapmaktadır. Sohbetlerde,
toplantılarda “mangalda kül bırakmaz” insanların mutluluğu için neler yapmış,
daha neler neler yapabilecektir. Bir müddet sonra bu tiplerde de bir kırılma
görürüsünüz. Bir değişim rüzgârı esmiş, bu mücahidi(!) mizi almış, oraya buraya
savurmuştur. Gencimiz de mücahitliği
bırakarak hiç olmazsa ona ismen yakın olan müteahhitliğe
soyunmuştur. Bu değişikliğin gerekçesi hazırdır. Şu ana kadar yaptığı
çalışmaların ve fedakârlıkların karşılığı imiş ve bu müteahhitlik onun
hakkıymış.
Ülkemizde grup grup gençlerden
bir diğer gençlik örneği de, kafese
kapatılmış gençliktir ki, onlar oradan bütün dünyaya şekil vereceklerini
zannetmekte, buna inandırılmış bulunmaktadırlar. Kafeste olmanın, kafeste büyümenin
faziletlerini anlata anlata bitiremezler. Kanatları vardır ama uçmak için
değildir, sadece bir çubuktan diğerine sıçramak içindir. Kafeste kendini
ziyarete gelen gençlere öğüt verir, onların da kendileri gibi “etliye-sütlüye karışmayıp” kafesin
içine girmelerini isterler. Hemen yanı başlarında kafesin dışında insan eziyet
görmektedirler, olsun o olaylar kafesin dışında zuhur etmektedir ve bunları
ilgilendirmemektedir.
KAFESTE GENÇ YETİŞMEZ
Kafesin içindekilerin sayısı oldukça
fazladır. Bu fazlalık, genci kafeslemek için kafestekilerin yaptıkları davetin yanı
sıra, bozuk bir ortamın düzeltilebilmesi için gerekli gücü kendinde
göremeyenlerin kafese girme arzularından ve “dumanlı havanın kendilerine yaradığına inananların” oyunlarının bozulmaması
için bu gençlerin kafes içinde olmaları gerektiğini söyleyerek bunun şartlarını
hazırlayanların temin etmeleriyle oluşmuştur.
Kafesler, içindeki kuşları
muhafaza etmek içindir ama kafes malzemeleri farklı farklıdır. Altından, gümüşten,
bakırdan yapılmış kafesler bulunduğu gibi, mahviyet göstermek ve tevazu örneği
olmak üzere tahtadan yapılmış olanları da vardır.
Ülkemden
gençlik manzaraları bununla da kalmamakta, tarihin her döneminde bütün
insanlığa ilim, insanlık, hak, hukuk ve adalet öğretmiş bu milletin gençlerine “ırki asabiyet” telkin edilerek onların
taşıdığı idealleri elinden alınmakta ve kendilerine, çevresine ve milletine
hiçbir faydası olmayacak “ırk üstünlüğü
hobisi” aşılanmaktadır. Gencimiz bunun rozetini yakasına takmakta ve alımlı
çalımlı yürümektedir. Zannedersiniz ki “büyüklerini
değil ama küçük dağları kendileri yaratmıştır.” Bu asabiyetin ilmi, hukuki,
idari ve siyasi yönü ile ekonomik ölçüleri bulunmadığından, ırkçılıkla kendilerine,
topluma ve toplumun dertlerine hiçbir çözüm sunamayacaklarını bilmezler.
Çevrenizde dünya
ve ahirette genç kalmanın yolunu bulamamış bir insan varsa onu ikaz ederek
ebedi genç kalmasını sağlamak bizim asli görevlerimizdendir. Bu ona, ailesine,
çevresine, milletine ve tüm insanlığa yapılmış en büyük hizmet olacaktır.
Bu yazı toplam 130 defa okundu.