Türkiye'yi hayretler içerisinde bırakan bir fotoğraf ve kimseyi
tatmin etmeyen bir açıklama! Bu da yetmezmiş gibi dava açacağım tehdidi…
Ahh… Benim memleketim, canın çok yanıyor biliyorum!
Sadece
Hakkari’de son iki yılda teröre 64 şehit verdik… Referandum sürecinde
saldırıların artacağı tahmin ediliyordu ve terör azdı.
Ahh… Benim
memleketim, canın çok yanıyor biliyorum!
Tamam, susuyorum, yaşanan
acıların hepsini sana hatırlatıp, canını çok daha fazla sıkmayacağım ama her
şeyi görmezden gelerek, Başbakan Erdoğan’ın insani olarak çok doğal
sayılabilecek ağlamasına dil uzatanlar ile ilgili söyleyeceklerim var.
12 Eylül dönemi…
Kara günlerin siyah üretici
firması…
Gençleri birbirine kırdıran, boyunlarına yağlı urgan geçiren
kirli ellerin babası…
Ülkemi karanlığa gömen darbenin kirli sayfası…
İşte bu dönemle, 30 yıl aradan sonra hesaplaşmak için bir fırsat
olduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, 12 Eylül döneminde sağ ve sol görüşlü
tutuklular arasından idam edilen Necdet Adalı ve Mustafa Pehlivanoğlu'ndan
bahsederken duygusal anlar yaşadı ve gözyaşlarını tutamadı.
Vicdanını
kurda kuşa yem etmemiş kim varsa o günleri tekrar hatırladı ve Erdoğan gibi
gözyaşlarına hâkim olamadı.
Ama birileri gözyaşlarına bile ipotek koymaya
çalıştı.
Ama asıl sıkıntı başkaydı…
Başbakan Erdoğan’ın, CHP, MHP
ve BDP tabanını, 12 Eylül'de Anayasa değişikliğine "evet" oyu vermek için
çağrıda bulunmasıydı…
CHP ve MHP'yi, 12 Eylül yönetiminin idam ettiği
gençleri gündeme getirerek eleştirmesiydi.
Hem solcu hem de sağcı
gençleri birbirinden ayırmamasıydı.
Türkeş'in, 1992'de DYP-SHP
koalisyonuna, 12 Eylül Anayasasını değiştirme sözü aldığı için destek verdiğini
hatırlatmasıydı.
İdam edilen ülkücü genç Mustafa Pehlivanoğlu'nun, veda
mektubunda 12 Eylül yönetimi için "Allah'tan bulsunlar" yazdığını
anımsatmasıydı.
“Yıllarca 12 Eylül mağduru solcuları istismar eden CHP,
12 Eylül'le yüzleşemese de biz yüzleşeceğiz. MHP, 12 Eylül'le hesaplaşamasa da
biz hesaplaşacağız” demesiydi…
Hatırlamak, duymak, görmek istemeyenler
için çok iticiydi o gözyaşları…
“Hayır” demenin açıklanamaz ızdırabıydı…
En acısı, 12 Eylül’den en çok çekenlerin bugünkü temsilcileri
sayılabilecek olan Devlet Bahçeli, “Başbakanın ağlaması siyasi sahtekârlık ve
münafıklıktır” derken Kılıçdaroğlu, “Başbakan ağlama numarası yapmasın”
dedi.
Kalemini başkasına kullandıranlarda, “şimdiye kadar 12 Eylül’ü
gündeme getirmedin, niye şimdi konuşuyorsun” diyor…
İnsaf yahu… Bu
konuşmayı yapacak, bu konuşmayı yapıyorsa 12 Eylül’ün hesabını soracak hangi
dönem vardı bu ülkede…
Darbe anayasının bir bölümünden kurtulmak için
elimize ilk kez bir fırsat geçti. O da ne şartlar altında! Bunu göremeyip “Neden
şimdi?” demek için ayrı bir zekâya sahip olmak gerekir herhalde…
Hiç bu
denli bir değişiklik olmadığı halde, “12 Eylül Anayasası ilk kez mi değişiyor
muş ki” gibi gevelemek için de ayrı bir zekâya sahip olmak gerekir
herhalde…
Referandumda “evet” derlerse ne olacakmış? Bunu da sormak için
ayrı bir zekâya sahip olmak gerekir herhalde…
Ve daha bir yığın
saçmalıkları sormak için sizin gibi olmak gerekir herhalde!
Madem önemli
bir değişiklik olmayacak neden bu kadar korkuyorsunuz o zaman söylesenize...
Ülkücü camianın önde gelen aydınlarından Mustafa Çalık, 'O Mektupta
Duygulanmayan Eşektir' demiş ya…
Neyse neyse, hani bizim Gandi Kemal,
daha önce tutturmuştu ya, Başbakan siperde oturdu, ben de gidip dikileceğim
diye… Dediğini de yaptı hani… Kum torbaları ile aynı boyda dikiliverdi
ayakta…
Şimdi derse “Ben de ağlayacağım ama ayakta” hiç
şaşırmayın…
Sakın demeyin, Başbakan’da konuşmasını ayakta yaptı diye,
daha önce de siperde oturmasının dışında ayakta da fotoğrafları
vardı.
Gandi’ye sökmez…
O ağlarsa ayakta ağlar…
Ama bence
bu sefer bir değişiklik yapsa ve uyurken ağlasa…
Yok yok…
Amuda
kalkarak ağlasın…
Çok daha dikkat çekici olmaz mı ama!
Bakan
Kavaf bunu siz mi söylüyorsunuz?
Kaleminin sadece kendi elinde olması ne
kadar güzel… Haksızlık gördüğünde kim olursa olsun susmamak…
Sayın Bakan,
“siz hangi ülkede yaşıyorsunuz?” sorusunu size soruyorum. Neden mi?
BM’de
Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW)
kapsamında 6. ülke dönem raporu, Kadın ve Aile'den Sorumlu Devlet Bakanı Selma
Aliye Kavaf tarafından sunuldu ve raporun savunması yapıldı.
CEDAW
üyeleri, Türkiye'de kadınların giyim kuşamına yönelik bir müdahalenin olup
olmadığını sordu. Bu soru karşısında, Türkiye'nin demokratik bir ülke olduğu ve
böyle bir zorlamanın söz konusu olamayacağı savunuldu.
Türk hükümetinin,
CEDAW'a verdiği resmi raporun dışında bazı kadın kuruluşları ile derneklerince
hazırlanan, toplam 6 adet gölge rapor da bu kuruluşa verildi. Türkiye'de kadın
haklarının ihlalleri konusunda CEDAW'ı uyaran gölge raporlarda, yapılan ihlaller
ile Türkiye'nin imzalamış olduğu sözleşmeden doğan sorumluluğunu yerine
getirmediği vurgulandı.
Avukat Fatma Benli tarafından CEDAW'a sunulan ve
71 derneğin imzasını taşıyan başörtüsü ile ilgili sorunları dile getiren bu
rapor, Türkiye'de kadın ve kızların başörtüsü nedeniyle uğradıkları haksızlığı
anlatıyor.
Avukat Benli, Türk heyetinin resmi raporu savunmasında dile
getirdiği ''Türkiye'de kadınlara giyim-kuşam konusunda bir baskı yok'' sözüne
karşı çıktı.
Başörtüsü nedeniyle onbinlerce genç kızın eğitim haklarından
mahrum edildiğini ifade eden Benli, kendisinin avukat olduğunu ve başörtüsü
takması nedeniyle davalara giremediğini belirtti. Benli, ayrıca başı kapalı olan
kadınların çalışma haklarının da ellerinden aldığını dile getirdi.
Avukat
Benli'nin haklı çıkışına Bakan Kavaf ise, Türkiye'deki mevcut kanunlarda kız
öğrencilerin başı kapalı olarak okullara alınmaması yönünde bir yasanın
olmadığını, ancak uygulamada sorunların yaşandığını itiraf etti fakat bu konuya
konuşmasında yer vermedi.
Sayın bakan, siz görmek istemeseniz de,
başörtülü kız çocukları halen yasak ile karşı karşıyalar. Hiçbir çalışma hakkına
sahip değiller…
Söylesenize, bir şekilde okullarını bitirmiş olsalar
bile, başörtüleri ile hangi mesleği icra edebilirler!
Öğretmen, avukat,
gazeteci vs…
Söyleyin biz ne kadar özgürüz hangi hakka
sahibiz…
Savunma yapmayı bırakın da gereğini yapın…
Tahammül
sınırlarını iyice zorlamayın!
Bilesiniz ki, ayrımcılığa uğramaktan çok
sıkıldık artık!
Tayyar’dan korkmadığınızı ispatlayın!
Şamil
Tayyar gazetedeki yazılarına ara vermek zorunda kaldığını açıkladı. Kendime
cezaevi arıyorum derken hükümetin kendisinden korktuğunu da
söyledi.
Ülkemde basın özgürlüğü olmadığını bir kez daha görmek zorunda
mıydık?
Tayyar’dan korkuyorsanız, kimden korkmuyorsunuz?
Hani
yasadışı her şeyin üzerine gidilecekti?
Olmadı… Bir gazeteciyi bu sözleri
söylettirecek hale getirdiyseniz olmadı!
Bu yazı toplam 257 defa okundu.