Bu eski hikaye. Erdoğan uzun zamandan beri Kurtulmuş’u yanında
görmek istiyor. Bunu herkes söylüyor. Hatta bu konuyu görüştükleri de iddia
ediliyor. Spekülasyon ya da değil, ama bu genel yaygın bir
kanaat..
Erdoğan-Kurtulmuş dostluğu çok eskilere dayanıyor..
İddia şu ki,
Erdoğan başkanlık, yarı başkanlık sistemine geçerse ya da Cumhurbaşkanı olacak
olursa ya da kendinden sonrası için partisini emin ellere emanet etmek
istiyor..
Bu senaryoya göre Erdoğan SP’yi değil, Kurtulmuş’u istiyor.. SP’nin
de yoluna devam etmesinden yana..
SP, AK Parti karşıtlığından vazgeçer,
dindar insanların hassasiyetlerini koruma adına ciddi bir politika üretebilirse,
bu iş Erdoğan’ın elini güçlendirir.. Ciddi, saygın bir muhalefet parlamentoya
renk ve derinlik kazandırır..
Sadece SP değil, saygın bir sağ ve saygın bir
sol politik hareket de aynı yönde bir anlam, değer, ciddiyet ve ağırlık ifade
eder.
Kurtulmuş, AK Parti’de önce 2., sonra 1. Adam olmak yerine, SP’nin
başında, içinden geldiği ve güçlü bir varlık göstermesi gerektiğine inandığı,
manevi değerleri önceleyen bir politik hareketin başında olmayı tercih
etti.
SP’nin içinde; körükörüne AK Parti karşıtlığı ile temellendirilmiş bir
siyaseti önceleyen, ulusalcı kesime yakın duran, hatta referandumda “Hayır”
demek isteyen bir kesim de yok değil.. Hatta basında Haberal’ın parti içinden
birileri ile teması olduğu yolunda iddialar bile var.. Hatta bu son krizin
temelinde bu konunun yattığını söyleyenlerin var olduğu da yine basında yer alan
iddialar arasında.
Ben böyle bir şeye ihtimal vermek istemiyorum.. Böyle bir
şeyi parti tabanına açıklayamazlar..
Zaten parti yeteri kadar yara almışken
bir de bu tuz biber olur.. Cindoruk, Saadet Partisi’ndeki gelişmelere de
değinerek, “Saadet Partisi infilak etti, şimdi parçaları toplamaya çalışıyorlar,
böyle bir infilaktan sonra toparlanamazlar. Kendi iç dünyalarını bilmiyorum ama
Saadet Partisi çok büyük yara aldı” dedi. Bu işler böyle devam ederse bu iddia
gerçek olur..
Sözkonusu olan sadece “manevi miras”, “politik miras”,
“ideolojik miras” değil, “mali miras” da bu işin bir başka yanı..
Bu işin
sonu ne olur bilmiyorum.. Numan Kurtulmuş’un nefesi nereye kadar yeter onu da
bilmiyorum.. Yarın eğer anlaşmazlık olur, herkes kendi yoluna gidecek olursa,
teşkilat bölünürse, o kadar il ve ilçe teşkilatının kirası, borcu, mal varlığı
ne olur onu da bilmiyorum.. Bu hesaplaşma nereye gider, birtakım şirketler,
paralel örgütlerin yönetimi, mal varlığı ne olur, o da ayrı bir konu. Yani bu
bölünmenin etkisi diğer yapıları da gündeme getirecektir..
Sorun, siyaset,
ideoloji ve manevi değerlerin öne çıktığı bir sorun gibi gözükse de, aslında
maddi ve idari konular bu süreçde belirleyici bir rol oynuyor..
İtirazcılar,
aileden 5, beş de yakın çevresinden isim isteği ile yetinmiyorlar aslında. Bu
kişilerin mali, idari ve hukuki açıdan tam ve tek yetkili olmasını istiyor..
Birilerine göre ya da dışarıdan bakıldığında, bu durumda da diğerleri vitrine
yerleştirilen dekor malzemesi ya da davulu sırtında taşıyan ama tokmak
başkalarının elinde olduğu bir yapı anlamına geliyor..
Numan Kurtulmuş bu
rolü kabul etmez..
O zaman ne olacak? Israr halinde görünen o ki, parti
bölünecek..
AK Parti’den sonra SP’de ikinci şok yaşanıyor.. Erdoğan da
İstanbul’dan geldi, Numan Kurtulmuş da.. Ankara ekibi ister SP yönetimini ele
geçirsin, ister yeni parti kursunlar, siyasi bir varlık göstereceklerinden emin
değilim. Numan Kurtulmuş için de yeni bir parti kurmak, bunun kadrolarını
oluşturmak, finansmanı ve seçimlere yetişmeleri son derece zor..
Hani
Kurtulmuş Erbakan’ın istediği isimleri GİK listesine alsa bile, sorun bununla
bitmeyecek, bu isimlerin yönetime seçilmesi için de baskı yapılacak.. Çünki
istenen; birilerinin bir listede yer alması değil, o kişilerin karar verici
pozisyonda bulunması..
İşin aslı Fatih Erbakan bu partinin lideri oluşuna
kadar gider bu iş. Onun için oğul, kız, damat, kardeş ve gelinin olması
isteniyor.. Aslında Erbakan sonrası da bu tartışma devam edecek. Oğuzhan
Asiltürk bugün Kurtulmuş’un karşısında durmakla birlikte yarın o da partinin
yönetimi konusunda “aile” ile anlaşmazlığa düşebilir.. Geçmişte böyle bir durum
yaşanmıştı çünki..
Belirsizlik partiyi eritiyor. Bölünme de partide oy
kaybına sebeb olacak.. Numan Kurtulmuş’un olmadığı bir SP’nin politik bir varlık
göstermesi de mümkün değil gibi gözüküyor....
İtirazcılar, “Kongreye gideriz,
herkes de oyunu bizim işaret ettiğimiz kişilere kullanır” diye düşünüyorlarsa,
buna “evet” diyecekler olduğu gibi, karşı çıkacaklar olduğu da unutulmamalı..
Arada kalan birçok kişi de kongreye gelmez. Bana göre bugünki şartlarda kongrede
çoğunluk sağlanamaz..
Erbakan’ın karşısına aldığı, zor günlerde bu partiye
emek veren ve yeniden partiyi tırmanışa geçiren Kurtulmuş’a Erdoğan her zaman
kapısını açık tutacaktır.. Kariyeri açısından Kurtulmuş’un SP’ye değil, ama
SP’nin Kurtulmuş’a ihtiyacı var.. Ama daha da önemlisi, Türkiye’nin SP’ye
ihtiyacı var..
Biz böyle düşünüyoruz da, görelim Mevlam neyler, neylerse
güzel eyler. Allah’ın kimseye ihtiyacı yok. O, gören, bilen ve hüküm sahibidir..
Kadir-i mutlak olan da O’dur.. Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi
gelen şeylerde O hayır murad etmiş olabilir..
Bu süreçte, her işte olduğu
gibi bu işte de, herkes söz ve işleri ile ya kendi cennetine sırtında tuğla
taşıyor olacak ya da kendi cehennemine sırtında odun taşıyor olacak..
Sonuç
olarak, Ali Bulaç ve diğer birçok arkadaşın da belirttikleri gibi partide “Tek
adam” dönemi sona ermeli ve “babadan oğula geçen bir vesayet sistemi”ne kapı
aralanmamalı..
Parasal ilişkiler ve işler, siyasetin önüne geçmemeli.. Mali
kaynaklarla ciddi anlamda politik araştırmalar yapan ve Türkiye’nin ufkunu
aydınlatacak projeler üreten merkezler kurulmalı.. Bu projeleri halka anlatacak
güçlü bir mediaya ihtiyaç var, bu işlerin parti propaganda bülteni ile
taşınamayacak bir hacim ve ciddiyette olduğu görülmeli.. Siyasetin çıtasının
yükseldiği ve yeni bir medeniyetin kurucu öncü kadrolarının sahne alacağı böyle
bir zamanda ucuz polemik ve avami / popülist politikalardan, reklam
şirketlerinin deterjan pazarlama üslubu ile siyasi propoganda yapma anlayışına
prim vermeden kitlelere ulaşmak için yeni yollar, yeni bir dil
benimsenmeli..
Ben 1981’den bu yana siyaset dışı, sivil bir çizgi izliyorum..
Bana göre, Türkiye’nin SP’ye ihtiyacı var. Küçük kişisel hesaplar uğruna bir
dava, bir hareket zaafa uğratılmamalı.. Dilerim “olağanüstü kongre” gibi, böyle
bir zamanda mevcut krizi daha da derinleştirmekten başka bir şeye yaramayacak
bir yola sapılmaz..
Selâm ve dua ile..
Bu yazı toplam 258 defa okundu.