Trabzonspor sahasında “Sessuzluk”, yurdum insanında derin “sessizlik!...”
28 Temmuz 2010 Çarşamba Saat 12:15
Trabzonspor sahasında “Sessuzluk”, yurdum insanında derin
“sessizlik!...”
Kabullenemediğimiz, hatta
isyan noktasına geldiğimiz durum, “sessizlik!”
Konuya bir fıkra ile girelim…
Trabzonspor amigosu Temel,
maçtan önce sahaya çıkıyor…
Görevi malum, seyirciyi en
iyi şekilde coşturacak…
Ağzında megafon, seyircilere
çağrı yapıyor:
“Uşaklar dinleyun penu!.. Sağ
elimu havaya kaldirinca bütün dribun “yaşa” diye pağaracak. Sol elimu
kaldirdiğimda “Trabzon” diye pağaracak. İki elimu aynu anda havaya kaldirinca “sessuzluk”
olacak, tamam mı…”
Tribün hep birlikte Temel’e
yanıt veriyor; “Tamammm!”
Temel başlıyor önce sağ elini
sonra sol elini kaldırarak seyirciyi coşturmaya… Yeteri kadar tezahürat
yaptırdığına kanaat getirdikten sonra, tezahürata ara vermek için, iki elini
havaya kaldırıp aşağıya indiriyor…
Tribündekiler hep birlikte tempo
halinde başlıyorlar bağırmaya.
“Sessuzluk!... Sessuzluk!..
Sessuzluk!...”
***
Ortada kahredici bir sessizlik
var!..
Herkes susuyor. Konuşanlar
(yazanlar) belli kişiler ve kesimler…
2007 seçiminden sonra, AKP
ülkenin ve milletin büyük sıkıntılarına derman olacak, neredeyse tek bir
icraatta bulunmadı…
Gazeteciler, yazarlar,
akademisyenler, sendikacılar, subaylar, suçlu suçsuz pek çok vatandaş içerde!
Kimin gerçek suçlu, kimin
kurunun yanında yanan yaş olduğu belli değil…
Son olarak içlerinde emekli
ve muvazzaf generallerin de bulunduğu 102 subayın tutuklanması kararı; hem
vicdanları isyan ettirdi, hem de kafaları fena halde karıştırdı…
Adamları İki kez tutukla, iki
kez serbest bırak, sonra bir kez daha tutukla(!) Nasıl iştir anlamak olanaklı değil!..
Darbe yapmakla suçlanan
komutanlar ve subaylar, üstlerinin haberi olmadan hükümeti yıkmak gibi bir
faaliyetin içerisinde nasıl olabilmişler (!)?
Bunların üstleri, eğer
iddialar doğruysa nasıl komutanlık yapmışlar(!)?
Dönemlerinde darbe
girişimleri olduğu iddia edilen, iki Emekli Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök ve
Yaşar Büyükanıt, iddia edilen darbe girişimlerinden niçin haberdar olmamışlar?
Emirleri altında ki
generaller darbe faaliyeti içerisinde, hükümeti devirmek için gizli faaliyetler
içindeler(!) onların bunlardan haberleri yok.
Şu soru, daha doğrusu isyan,
kaç yüz kere yazıldı ama tek ses yok…
Niçin bu iki emekli Genel
Kurmay Başkanı hakkında soruşturma açılmıyor ve mahkeme önüne çıkarılmıyor…
Her şeye laf yetiştiren
Başbakan, bu konudaki sorulara ve sağduyulu vicdanlardaki isyana, neden değinmiyor
ve Deniz Feneri davasında olduğu gibi bu zamana kadar tek söz etmiyor?
“Ben kasaptaki ete soğan
doğramam” diyen Hilmi Bey; Emekli Genel Kurmay Başkanı olarak, ülkede yer
yerinden oynuyor, olanı biteni uzaktan sessizce izliyor. Yaşar Bey, ayni şekilde
tatillerde keyif çatıyor, Fenerbahçe maçlarında tribünlerde oturduğu yerden
tuttuğu takım adına basına gözü yaşlı fotoğraflar veriyor (!)
Orgeneral İlker Başbuğ’un
görevi ne?
Türk Silahlı Kuvvetleri
Genelkurmay Başkanı değil mi?
İlker Bey olan bitenlerden
rahatsız olmuyor mu?
102 muvazzaf ve emekli
general ve subay tutuklanıyor, millet neler oluyor diye hop oturuyor hop
kalkıyor, İlker Başbuğ’dan görevdeki Genel Kurmay Başkanı olarak tek ses yok…
Şahsı adına kendisini
sorguluyor mu, böyle bir durumda ben ne yapmalıyım diye… Vatan haini konumuna
sokulan(!) komutanlardan Abdullah Öcalan’ı Kenya’dan getiren askeri ekibin
başında ki komutan Engin Alan’ın eşi sonunda dayanamadı patladı, TSK’nın başında bulunanları ve İlker Beyi suçladı.
“Siz komutanlarınıza
(subaylarınıza) neden sahip çıkmıyorsunuz” diye…
CHP Genel Başkanı Kemal
Kılıçdaroğlu büyük bir suçlamada bulundu. Görevden ayrıldıktan sonra, altına
AKP hükümeti tarafından zırhlı ve pahalı bir araba çekilen emekli Genel Kurmay
Başkanı Yaşar Bey için…
Yenilir yutulur cinsten
değil.
“Büyükanıt ile Erdoğan
çıkar işbirliği yaptı.”
Bu ağır suçlamaya karşı her
iki tarafın da sessiz kalmış olması neyin ifadesidir, “Sessizlik” yani sukut
ikrardan mı geliyor…
Laik, demokrat, Atatürkçü
kesimde, bol bol vatan millet nutukları var ama elle tutulur icraat yok. CHP
Genel Başkanı Kılıçdaroğlu sonunda uyarmak zorunda kaldı. “Kalkın şu içki
masalarından, halkın içine girin. Ramazan’da içkiden uzak durun…” Bunlar
normalde söylenecek sözler mi? Ancak, gidişat öylesine raydan çıkmış ve
laçkalaşmış ki, Sayın Kılıçdaroğlu duruma müdahale etme gereği duydu…
Örgütlenmiş yobaz takımı ve
çıkarcı AKP yandaşları; internet sitelerinde yazı yazmakta olan Atatürkçü
yazarların yazılarına, “organize” yorumlar yaparak sindirmek, yıpratmak ve
gözdağı vermek için her türlü edepsiz ve plânlı saldırıyı yapıyorlar. Tablo
böyleyken, lafla vatanı kurtaran laik demokratlar ve sözde Atatürkçülerden tek
ses ve yorum yok. Ne var? Sadece “Sessizlik.” Tribünde kuzu kuzu oturup,
sahadaki hayati maçı sessiz sedasız seyretmek(!) Bir de parmağını taşın altına
sokmadan, uzaktan ahkâm kesmek…
Sonuç:
Gençler sizlere sesleniyoruz.
Bizler belli yaşlara ulaşmış
kimseleriz.
Bugün varız yarın yokuz. Ulu
Önder Atatürk’ten miras bu vatan sizlere emanet. Var oluş davanıza içtenlikle
ve “cesaretle” sahip çıkmazsanız, yakın gelecekte “esaretle” yaşamaya mahkûm
olacaksınız!
Türkiye hızla kuşatılıyor!
Dış güçler, içerideki
işbirlikçiler sayesinde emperyalist emellerine ulaşmak üzereler. Tarikatçı,
şeriatçı yobaz takımı ve “din sömürücüleri”, ülkenin omurgasına “kene”
gibi yerleşmiş durumdalar!
Bir kez daha anımsatıyoruz…
“Basra harap olmadan” uyanın!..
Sessiz ve tavırsız kalmayın!
Uyanışınız “hayır”lara vesile
olacaktır.
Tarih 12 Eylül 2010.
Referandum oylamasında ilk
“hayır”lı uyanışınızın günü, ülkenin uçurumun kenarından dönüş tarihi
olacaktır…